Adil Yargılanma hakkı nelerdir hakkında bilgi


Adil Yargılanma Hakkı

 
Işın Eliçin: Şimdiki konumuz, adil yargılanma hakkı. Bir ülkede suçu ne olursa olsun, suçlu iddia edilen vatandaş adil yargılanamıyorsa, o ülkede adaletin varlığından söz edilemez. Konuklarımızı tanıtalım. Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı Başkanı Vahit Bıçak, Uluslararası Af Örgütü (Amnesty) Türkiye Şubesi Başkanı Özlem Dalkıran, Ankara?da konuklarımız. Stüdyomuzdaysa Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu bulunuyor. Hemen yanımda İstanbul Barosu Başkanı Kazım Kolcuoğlu oğlu. Ve adil yargılanma hakkından yoksun bırakıldığı için mağdur olmuş ama bugün hala hakkının peşini bırakmayan bir kişi olarak Sevim Gündüz var. Adil Yargılanma hakkı kapsamındaki tüm sorularınıza yanıt vermek üzerine stüdyomuzda uzman konuklarımız var. İstanbul Valiliği İnsan Hakları Masası Başkanı Vildan Yirmibeşoğlu, Başbakanlıkta İnsan Hakları Başkanlığında çalışan Uzman Ömer Atalar ve İnsan Hakları özel yayınımız boyunca bize danışmanlık yapan İnsan Hakları Bilinçlendirme Projesi Başkanı Sayın Levent Korkut… Türkiye, ciddi insan hakları ihlalleri yaşanan bir ülke. Ama bu alanda çalışan sivil toplum örgütlerinin çabasıyla, toplumda insan hakları da bilinci de yaygınlaşıyor. Devlet de kaçınılmaz olarak gündemine aldığı insan haklarında dönem dönem olumlu adımlar atıyor. İşte bu adımları, eksiklikleri konuşacağız, buradan uzman konuklarımızla… Bir örnekle başlayalım. Sevim Gündüz, adil yargılanma hakkından yoksun kaldığı için mağdur olduğunu düşünüyor.
       
       Sevim Gündüz: Ben, aslen Gaziantep, Nizip doğumluyum. Ama 20 senedir Ardahan Göle?de evliyim. Eşim kasaptır, dört çocuğum var. Normal bir yaşantımız vardı. Bir komşunun atışmasıyla asılsız ihbar üzerine evimi aramaya geldiler. O yörede 80 çeşit ot var. Bahçemin dışında olan bir otu, hint keneviri diye üzerime attılar. Bir de evimi aradıklarında bizim yöreye ait patlıcan, biber kurusu, iki kilo kadar mutfak dolabının içinde ot buldular. Onu alıp götürdüler, bu da esrar yapımında kullanılır diye… Bizi beş sene yargıladılar. Aslında tutuklu olarak yargılayacaklardı. Eşimi o yöre tanıdığı için, eşimin üzerine yemin ettiler, bu adamda böyle bir şey yoktur dediler. Dört çocuğum küçüktü, başka bir gelirim yoktu. Onun için bizi tutuksuz yargıladılar. Eşimin psikolojisi bozuldu. Hiçbir gelirim yok, sosyal güvencem yok. Dört tane çocuğum küçük. Eşim de hastalanınca mağdur durumda kaldım. Beş sene yargılandım ve haklı olduğumu anladıktan sonra mahkeme sonuçlandı. Beraat ettim. Şimdi hakkımı arıyorum.
       
       Işın Eliçin: Şimdi, geriye dönük olarak adil yargılanmadığınızı düşündüğünüz için mücadele etmek istiyorsunuz. İstanbul Barosu Başkanı Sayın Kazım Kolcuoğlu, bizimle. Hemen bu örnekle de başlayarak, adil yargılanma hakkı nedir? Biz hangi haklara sahibiz, bize bir suç bildirildiği andan itibaren?
       
       Kazım Kolcuoğlu: Adil yargılanma, makul sürede yargılanma, adil karara ulaşma bakımından bu üçlü çok büyük önem taşımaktadır, ceza yargılamasında. Tabi, adil yargılama olmayan, makul sürede yargılanmadığı zaman, adil bir karara varma olanağı yoktur. Onun için adil yargılama olacak, makul sürede bitecek ve sonuçta ancak adil karara varılabilir. Adil yargılama hakkı, bizim hem anayasamızın 36. maddesinde, 2001 yılında yapılan değişiklikle, bir ilaveyle adil yargılanma hakkı konuldu. Hem de daha önce Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi?nin 6. maddesinde adil yargılanma hakkı kabul edilmiş. Ve bizim pozitif hukukumuza girmiştir. Tabi, adil yargılanma hakkı içerisinde makul sürede yargılanma da çok önem taşıyor. Yani, adil yargılanma içerisindedir bu. Şimdi biraz önce anlatılan, makul sürede yargılanma çok önemli. Şu bakımdan önemli. Kendisine suç bildirilen kişinin suçsuzluğunu bir an önce suçsuzluğunu ispat etmenin ortaya konulması. Veya suçlu olanın da bir an önce cezasını görmesi gerekir. Tabi uzayan davalar, dediğim gibi sonuçta tabi ki hem tarafları mağdur ediyor, hem de istenen sonucu, verilen cezayı alma olanağı ortadan kalkıyor. Bu konuda AİHM de böyle uzun süren davalar nedeniyle daha henüz kesinleşmemiş, sonuç alınmamış başvuruları kabul etmeye başladığı için demek ki bizde geleneksel olarak davaların uzun sürebileceği varsayımından hareketle, yani, bütün yollarırn bitirilip, ondan sonra AİHM?ne gitme koşulu, böylece uzun süren yargılama nedeniyle direkt olarak AİHM?ne gitme ve başvurma hakkını da vatandaşlara verilmiş oluyor.
       
       Işın Eliçin: Hakların öğrenilmesi için, hakkınız var, başlığıyla sizin ilanlarınız duyurularınız oldu. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu?nda yapılan değişiklikten sonra. Kısaca o hakları da hatırlatmanızı rica ediyorum.
       
       Kazım Kolcuoğlu: 1992 yılında ceza muhakemeleri usulü yasasında yapılan bir değişiklikle, 135 ve devamı maddelerinde, vatandaşlarımızın gözaltına alınmalarından itibaren avukat bulundurma hakları var. Ve kendilerine avukat isteyip istemediği sorulmak zorundadır. Eğer avukat bulundurma talebi varsa, o avukat bulunmadığı sürece, hiçbir şekilde kendisi sorgulanamaz ve ifade alınamaz. Eğer madde olanakları yeterli değilse, hemen barodan kendisine bir avukat tayini yapılması gerekir. Ve barodan giden avukat o sorgulama sırasında hazır bulunur ve görevini yapar. Bu ayrıca tabi, bunun dışında yine, gücü olmayıp da avukat tutamayan kişiler, yine baroya başvurmak suretiyle, kendilerine avukat veriyoruz. Savunmalarının yapılmasını sağlıyoruz. Bu iki hakkı da vatandaşlarımız, kullanabilir. Yalnız, burada tabi üzerinde durulması gerekli olan iki önemli konu var. Avukat talebini belirtmedikleri konusundaki soruya vatandaşlarımız çok bilinçli olmadıkları için, kendileri de ücret verecek durumda bulundukları için, barodan istiyor musunuz sorusuna, acaba ücret alacak mı korkusuyla bazen istemediğini söylüyorlar. Onun için bu soruyu sorarken, açık olarak barodan ücretsiz avukat verilecek, bunu istiyor musunuz diye söylemek gerekiyor. Maalese bu konuda biraz zorluklarımız var. Biz, Paris?te yaptığımız bir toplantıda, Baris Baro Başkanlığı bize söyledi. Uzun zaman aynı zorlukları onlar da yaşamışlar. Şimdi el yazısıyla ücretsiz avukat istiyorum diye açık olarak beyanın alınmasını zorunlu koştular. Bizde henüz böyle bir şey yok. Ama biz de böyle bir talepte bulunduk. Diyoruz ki, en azından açık olarak kendi el yazısıyla ücretsiz avukat talebinde bulunuyorum demesi gerekiyor.
       
       Işın Eliçin: 2001 yılında adil yargılanma hakkı Anayasa?ya girdi,dediniz. 2001 yılı önemli. Çünkü insan haklarının korunması ve geliştirilmesine yönelik çalışmalarda bulunmak üzere 2001 yılında Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı kuruldu. Ankara?daki konuğumuz Sayın Vahit Uçak da bu kurumun başkanı. Sayın Bıçak, Türkiye?de adil yargılanma kriterlerinin en çok hangileri ihlal ediliyor?
       
       Vahit Uçak: Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı olarak yürütmekte olduğumuz insan hakları bilinç arttırma projesine katkılarından dolayı NTV televizyonuna teşekkürlerimi sunuyorum. Bu proje kapsamında altı aydır, Türkiye?nin bir çok yerini adım adım dolaşıyoruz. 10 Aralık münasebetiyle de tüm halkımızı hakları konusunda bilinçlendirme imkanını bulabildik. Yine bu proje kapsamında hazırlamakta olduğumuz beş adet spot filmimiz var. Her biri 30 saniyeden oluşacak bu spot filmlerimiz de yakında televizyon kanallarımızın hizmetine sunulacaktır.
       
       Işın Eliçin: Adli yargılanma kriterlerinden ençok hangilerinin Türkiye?de ihlal edildiğini söyler misiniz?
       
       Vahit Uçak: Hanımefendinin giriş bölümünde aktarmış olduğu vaka, Türkiye?de çok yaygın olarak karşılaşılan bir vaka. AİHM?nin standartlarına göre bir yargılamanın 4 yılı geçmemesi gerekiyor. Yargılama dört yılı geçtiği zaman Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi?nin altıncı maddesinin ihlal edilmesi söz konusu. Dolayısıyla başvuran kişiye, ülkemiz tazminat ödemek durumunda kalıyor. Ülkemizde maalesef, 10 yıl, 15 yıl gibi uzun süren davalarla, zaman zaman karşılaşabiliyoruz. Bu önemli bir konu, davaların uzun sürmüş olması. Diğer bir konu yerli yersiz kişilerin, bir takım istinatlarla karşı karşıya kalmış olması. Ülkemizde sanık sayısı maalesef olması gerekenin çok üstünde. Her yıl 1 milyon civarında kişi sanık olmaktadır. Yani, bu kişiler, bir suç işlediği istinadıyla karşı karşıya kalmaktadır. Bunlarla ilgili çeşitli işlemler yapılmaktadır. Neticede mahkum olan kişi sayısı 50 bin civarındadır. Dolayısıyla büyük bir kitle hakkında bu tür yeterince araştırılma yapılmaksızın masumluk karinesine aykırı olarak ceza yargılaması işlemleri başlatılabilmektedir. Yine susma hakkı önemli bir hak. Bu hakta bir ispat yükü kamuya düşüyor, devlete düşüyor. Herhangi bir iddia ortaya atıldığı zaman, kişi kendi masumiyetini ispatlamak durumunda değil. Kişinin suçlu olduğunu ispat yükü,devlete düşüyor. Yakınlarına haber verebilme hakkı, Türk hukukunda yeni. Gözaltına alınan kişi, yakınlarını bu durumdan haberdar etmek hakkına sahip. Avukatına haber verme hakkına sahip. Avukatla kimsenin duyamayacağı bir ortamda görüşebilme, hukuki yardım alabilme hakkına sahip. Ve bunlardan ücretsiz yararlanma hakkına sahip. Ancak bu imkanlara rağmen avukatın hukuki yardımından yararlanma hakkının kullanım oranının son derece düşük olduğunu görüyoruz. 18 yaşının altındakiler için bu hak, zorunlu. Ancak 18 yaşından büyükler için otomatik değil. Kişinin bu yönde talepte bulunması gerekiyor. Şu anda talep oranları toplam sanıkların talep oranları yüzde 10?u geçmiyor. Bunun nedenlerini araştırmak için geçtiğimiz yıl bir akademik çalışma yürüttük. 700 civarında kişiye karakollarda görev yapan kolluk mensuplarına bu düşük talep oranlarının nedenlerini bulmaya çalışan anket çalışması yaptık. Orada çıkan sonuçlar da ilginçti. Ama o detaya da zamandan dolayı girmek istemiyorum.
       
       Işın Eliçin: 950 il ve ilçede insan hakları kurulları oluşturduğunuzu biliyoruz. Herkesinde çekinmeden sizi başvuru yapabileceğini söylüyorsunuz. Bu kurullar hakkında da kısaca bilgi verir misiniz?
       
       Vahit Uçak: Merkezi olarak ülkemizdeki insan hakları standartlarını Ankara?dan istediğimiz noktaya yükseltebilmemiz mümkün değil. Merkeziyetçi bir yaklaşım içerisinde değiliz. İnsan hakları konusunda ülkemizin önünde büyük bir proje var: Bu proje insan hakları konusunda çağdaş standartları yakalama projesi. Bu projenin yerinde yerel birimlere yetki aktarılarak hayata geçirilebileceğini düşünüyoruz. Bu kapsamda 2000 yılında oluşturulmuş bulunan ilçe ve il insan hakları kurullarımız bulunmakta. Bunların sayısı 849 ilçede, 81 ilimizde toplam 930 adet. Bunların üç yıllık uygulama tecrübesinde çeşitli sorunlar gözlemleme imkanı ortaya çıktı. Bu kurulları daha etkin ve daha verimli hale getirmek istedik. Bu konuda katılımcı bir anlayışla çok sayıda, 200 civarında kişi ve kuruluştan görüş aldık. Bu görüşler doğrultusunda bu kurulları tamamen yeniden yapılandırdık. Önceki yapıda il ve ilçe kurullarımız kamu ağırlıklı bir yapı arzediyordu. Şu anda kamu ağırlığı tamamen kaldırılmış bulunuyor. Sivil toplum örgütleri ağırlıklı olarak temsil ediliyor. Okul aile birlikleri. En az üç tane insan hakları faaliyet gösteren sivil toplum örgütünün bulunması gerekiyor. Baro temsilcimizin bulunması gerekiyor. Üyelerin hemen hemen tamamı, sivil toplum temsilciden oluşuyor. Ve diğer bu kurulları aktif hale getirmek için yaptığımız diğer bir çalışma, bu kurullar, her ay başkanlığıma faaliyetleri ve aldıkları ihlal iddialarıyla ilgili bilgi sunuyorlar. Şu ana bu raporlama standart bir şekilde değil. Biz, şu anda bu raporlamayı standartlaştırmaya çalışıyoruz. DİE?den de bu konuda teknik yardım alıyoruz.
       
       Işın Eliçin: Çok teşekkür ediyorum. Tekrar İstanbul stüdyomuza dönüyorum. Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu da bizimle. Sayın Kaboğlu, adil yargılanmanın en önemli unsurlarından biri yargının bağımsızlığı. Bu konuda Türkiye?deki sorunları bize biraz aktarabilir misiniz?
       
       İbrahim Kaboğlu: Türkiye?deki sorunlar yargının bağımsızlığı konusunda Anayasa?dan kaynaklanıyor başlıca, 1982 Anayasası?nın hükümlerinden kaynaklanıyor. Şimdi yargı konusunda, adil yargılanma konusunda gerçekten biraz önce Sayın Başkan?ın da belirttiği gibi 1992?den bu yana Türkiye?de çok önemli reformlar yapıldı. 2001 Anayasa değişikliğine kadar o dahil sonra yapılan reformlar hep yargıca biraz daha ağırlık verme yönünde yargıya.. Fakat yargının kurumsal yönü düzenlenmedi. Nedir kurumsal yönü yargı organlarımızın? Bir kez Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu?nun yapısı. Bu birincisi. Bu bir idari nitelikte birim. Adalet Bakanı?nın müsteşarının yer aldığı çok şikayetler için yapıldığı hakkında, ama bir türlü bunun yeniden düzenlenmediği aleyhine yargı organlarına bile başvurulamadığı bir konu. Bu bakımdan yargı bağımsızlığı üzerine Anayasa?da yer alan ve yargı bağımsızlığını gölgeleyen, yargıç güvencesini gölgeleyen savcılar dahil olmak üzere bu hükümlerin yeniden ele alınması, ayıklanması gerekiyor. Bunun yanında kurumsal düzenleme olarak bütün bu uzamaların, işkencenin, kötü muamelenin önlenmesi bağlamında adli kolluğun kurulması gerekiyor. Evet, yargıçlara çok yetkiler verildi, özgürlükler alanında özellikle. Fakat Türkiye?de idari kolluk var, idari kolluk İçişleri Bakanlığı?na bağlı. Ama adli kolluk yok, hakimlerin savcıların emir verebilecekleri. Bu uzama da belki bundan kaynaklanıyor. Mesela biraz önce verilen örnekte Manisa davasında.. Şimdi Manisa davasında polis işkenceyi yapan polis yargılanan polis aynı zamanda ve meslektaşları onu mahkemenin önüne getirmek zorundalar. Bu tabi çok zor meslektaşın kayrılması açısından. Oysa adli kolluk olsa o zaman ikisi arasındaki fark olur ve çok daha kolay olur. Yani dolayısıyla bizim 82 Anayasası?nda özgürlükler bağlamında yaptığımız bir yeniden düzenlemeler yargıca daha fazla yetki verme, gözaltından başlayarak işte arama, konuta girme, konut dokunulmazlığı gibi diğer özgürlükler alanında yargıç kararının gerekli olması, aslında bütün bunların işlevsel kılınabilmesi için yargıca gerekli güvenceyi, gerekli bağımsızlığı ve gerekli elemanı sağlamak gerekiyor. Zannediyorum bu bakımdan yeni düzenlemeler kurumsal düzenlemeler yapmak kaçınılmaz olacaktır.
       
       Işın Eliçin: Hiç kimse işkence insanlık dışı muameleye ya da onur kırıcı ceza veya işşlemlere tabi tutulamaz deniyor, bu bir insan hakkı. İşkence konusunda ise pek çok yasa değişikliğine rağmen önlenemediğini biliyoruz, bu bir gerçek. Bu noktada Ankara?ya dönmek istiyorum. Uluslararası Af Örgütü Türkiye Temsilcisi Özlem Dalkıran?a soralım. İşkence neden önlenemiyor bunca değişikliğe rağmen?
       
       Özlem Dalkıran: Zor soru.. Şimdi şöyle söyleyeyim; yasalarda evet, işkence yasalarla yasaklanmış durumda ama ne yazık ki uygulamada hala bu bir türlü toparlanamıyor, uygulamayı göremiyoruz. Her ne kadar yöntemlerde birtakım değişiklikler yapılıyor olsa da rakam hala çok yüksek. Bunun en birinci koşulu devletin hükümetin işkenceyi hiçbir şekilde hoşgörmeyeceğine dair sürekli beyanda bulunması. İkincisi de; meslek içi eğitim ve özellikle kolluk kuvvetlerine yönelik işkencenin uluslararası bir suç olduğunu belki de daha vurgulanması. Ve en önemlisi de cezasızlığın ortadan kaldırılması. Yani işkence ile suçlanan polislerin ya da güvenlik güçlerinin derhal yargı önüne çıkarılması, soruşturma açılması, adil yargılanması tabi burada ve bunların cezalandırılması. Böylece yani işkencenin cezalandırıldığını gördüğünüzde, işkence sayısında bir azalma olacağını düşünüyoruz. Tabi burada işkence derken sadece ağır işkenceden bahsetmiyorum, kötü muamele de mesela Türkiye?de çok yaygın işte kaba dayak işte karakollarda hoşgeldin dayağı artık zanlıların bile çok kabul edebildiği bir şey haline geldi. Bunlar da hak ihlalleridir ve özellikle bilinmesi gerekiyor ki işkence ve baskı altında alınan ifadeler kanıt olarak kullanılamaz. Bu bir adil yargı hakkı ihlalidir. Dolayısıyla işkence sonucu alınan ifadeler mahkemeler tarafından dosyadan çıkarılmalı mesela. Eğer kanıt olarak kullanılıyorsa işkencenin yapılma amaçlarından biri olan suçu itiraf ettirme ya da ek bilgi alma amacı da ortadan kalkacaktır diye umuyorum.
       
       Işın Eliçin: Peki çok kısaca bir de şunu Türkiye?ye bir perspektife koymak açısından, çünkü Uluslararası Af Örgütü, adı üstünde uluslararası, bir karşılaştırma yapmak gerekirse, Türkiye?nin son yıllarda attığı adımlarda gerçekten ciddi bir ivme olduğu söylenebilir mi?
       
       Özlem Dalkıran: Yani dediğim gibi yasalar anlamında evet düzeltmeler var, daha açık bir şekilde en azından işkenceye karşı hoşgörülü davranılmayacağına dair beyanlar var. Ama dediğim gibi uygulamada daha bunu yeterince göremiyoruz. Daha genel bir perspektif de vermek gerekiyorsa 2002 yılı raporunda Uluslararası Af Örgütü 106 ülkede dünya çapında işkence ve kötü muamele olduğunu ortaya çıkardı, belgeledi. Bunların bazıları yaygın ve sistematik diyebileceğimiz şekilde olanlar, bazıları da işkence sonucu ölümler var. Ne yazık ki bu iki listede de Türkiye vardı, 2002 için söylüyorum bu rakamları. 2003 yılında umuyorum bu rakamlar daha düşecektir ve daha fazla eğitim, meslek içi eğitim ve dediğim gibi cezalandırma, yargılama yöntemi yoluna daha çok gidildiğinde bu ivme daha yükselecektir diye düşünüyorum. Şu an daha çok yasal değişiklikler anlamında böyle bir şey söz konusu.
       
       Işın Eliçin: Sayın Dalkıran çok teşekkürler. Demek ki uygulama ve belki de zihniyet değişikliği bununla beraber çok önemli. Buraya döneceğiz ama uzman konuklarımız, bir yandan da telefonla arayan seyircilerimizin sorunlarıyla ilgileniyorlar. Fakat şimdi onlardan bir tanesinden rica etmek durumundayım…
       
       Vildan Yirmibeşoğlu: Aslında özel hukuk ilişkileriyle vatandaş mahkemede bazen tebligat sorunları yüzünden duruşmalara çağrılmadığından yargılandığını ve aleyhine sonuç alındığını söylüyor. Bir kısmı da diyor ki hakimler kanunları yorumlayışı acaba değişiyor mu? Zaman zaman farklı yorumlayışlarla karşılaşıyoruz ve böyle bir durumda adil yargılanma var mı? Özellikle haksız tahrik konusunda bir sorun olduğu söyleniyor. Bunun dışında yine yabancı uyruklularla ilgili işlemlerde sıkıntı yaşayan ve danışmanlık ihtiyacı duyanlar var. Mesela bir Ortadoğu ülkesinde yabancıyla evlenme yasak ve nişanlısı bu ülkeden, ben şimdi ne yapacağım diyor.. Bunun yanında Yüksek Askeri Şura kararıyla ordudan atılmış olan yargı mercine başvuramayan, AİHM?ye başvurmayı düşünen, neden atıldığını bilmeyen yine bir eski subay var. Bunun yanında bir tercümanlık yaptığı bir yerde ertesi gün başı derde girdiğini söylüyor terörle mücadele tarafından gözaltına alındığını, daha sonra serbest bırakıldığını ama kendisinde birtakım fobiler oluştuğunu, hiçbir yere şikayet edemediğini söylüyor.
       
       Işın Eliçin: Osman Bey?e hemen sormak istiyorum…
       
       Osman: Ben iki konu üzerinde durmak istiyorum. Birinci ana konu bu İmarbank zedeler, özellikle birinci arayan vatandaşımız, Ayvalık?tan Kenan Bey, 50 milyar liralık devlet tahvili aldığını, işte 70 milyar daha alması gerekirken hiç para alamadığını çok mağdur olduğunu söylüyor. Kendisine tabi yasal düzenlemeden faydalanmasını öneriyoruz şimdilik. Bu yasal düzenlemeyle birlikte fakat haklı olarak çok feveran ediyor ve tabi 350 binleri bulan bu konuda mağdurlar var. Aslında vatandaş iyi niyetle devlet garantisi var diye bankaya gidip tasarrufunu yatırmış. Yani bu konunun tabi bir aciliyeti var, genel bir konu. Benim ikinci olarak da efendim, bu da yine vatandaşlarımızı çok ilgilendiriyor; vatandaşlar şu iki ana konuyu net olarak bilemiyorla. Herhangi bir suç isnadıyla yakalanan veya gözaltına alınan veya hüküm infazı için adli mercilere veya emniyete alınan her kişinin eğer özel avukatı yok ise hemen ücretsiz avukat isteme hakkı var. Bunu ceza için biliyorlar, bu aynı hak özel hukukta da var. Özel hukukta ve idari yargıda, eğer özel avukat tutacak maddi imkanı yok ise bulunduğu yer barosundan ücretsiz avukat isteme hakkı var. Bunu net olarak bilemiyorla. Yani ücret alınmadığı için bakılmaz, verilmez, yeni avukatlık kanunumuzda bu çok net olarak var, gönüllü arkadaşlar var. Yeter ki vatandaşlar müracaat etsinler, ceza ilgili CUMUK servisine, özel hukuk için de adli…bürolarına müracaat ederlerse baroların, kendilerine mutlaka avukat yardımı yapılacaktır.
       
       Işın Eliçin: Haklarımızı bilmiyoruz anladığım kadarıyla bu önemli bir sorun ve tabiki uygulama pratik çok önemli. Onun dışında da zihniyet değişikliği gerekiyor, bu da çok önemli. Çok teşekkür ediyorum. Aslında geniş bir konuydu, duruşma öncesi haklardan tutun yargılama sırasındaki haklara ve hiç konuşamadık, yargı sonrası yani ceza infaz sürecindeki haklar da bu kapsamda konuşulabilirdi. Konuklarımıza çok teşekkür ediyoruz.
       
       Kazım Kolcuoğlu: Baroyla ilgili olarak bir ufak açıklama yapmak istiyorum müsadenizle.
       
       
       
       Işın Eliçin: Baroya başvurma gerekliliğini siz vurgulamıştınız. Bir kere daha…
       
       Kazım Kolcuoğlu: Şimdi biz istatistiklerimize baktığımız zaman 2003 yılı içerisinde 12 bin 644 olay, karakol olayı bize intikal etmiş, 15 bin 788 avukat görevlendirmişiz, dosya sayısı 20 bin 770. Savcılık ve sorgu hakimleri tamamı 52 bin. Adli müzarette ise müracaat edenler 2003 yılında 3 bin 224. Bunların 2 bin 953?üne avukat verilmiş. 271?i mal varlığı çok olduğu için böyle bir haktan yararlanma olanağı bulunmadığı nedeniyle reddedilmiş. Çünkü çok serveti olup da parası olup da buna rağmen adli müzaretten yardım isteyenler oldu, talep edenler oldu onları da, 271?i reddetti. Yani gücü olmadığını ortaya koyacak şekilde, yani adli müzaret için diyorum. Ama diğeri için bir koşul yok, herkes savcılıkta ve mahkemede avukat isteyebilir CUMUK?tan.
       
       Işın Eliçin: Çok teşekkür ediyoruz. Burada sona erdiriyoruz bu konuyu da. Hoşçakalın..

Kaynak:ntvmsnbc