Ahmed Said Faruki Hakkında Bilgi


 Hindistan’da yetişen evliyanın büyüklerinden. İsmi Ahmed Said bin Safi’dir. İmam-ı Rabbani hazretlerinin torunlarından ve Seyyid Abdullah-ı Dehlevi hazretlerinin talebelerinin üstünlerindendir. Künyesi Ebü’l-Mekarim, lakabı “Sirac-ül-Evliya (Evliyanın Işığı)”dır. Hazret-i Ömer’in soyundan olduğu için, “Faruki”, İmam-ı Rabbani’nin yolunda olduğu için “Müceddidi” ve “Serhendi” diye meşhur olmuştur. 1802 (H. 1217) senesinde Hindistan’ın Rampur şehrine bağlı Mustafa-abad şehrinde doğdu, 1861 (H. 1277) senesinde Medine-i münevverede vefat etti ve Cennet-ül-Baki Kabristanına defnedildi.

Ahmed Said-i Faruki, küçük yaşta ilim tahsiline yönelip, Kur’an-ı kerimi ezberledi. Seyyid Abdullah-ı Dehlevi’nin sohbet ve hizmetlerinde bulundu. Hocasının yanında tasavvufun yüksek derecelerine kavuştu. Zamanının alimlerinden din ve fen ilimlerini tahsil etti. Pek derin bir alim ve yüksek bir veli oldu. Otuz iki yaşındayken hocası tarafından talebe yetiştirmekle vazifelendirildi. Delhi’de uzun müddet kalıp, pekçok talebe yetiştirdi. 1856 (H. 1273)da ailesi ve yakınlarıyla birlikte Hicaz’a hicret etti. Said-i Faruki, Delhi’den ayrıldıktan sonra, İngilizler, Hindistan’da büyük bir fitne çıkardılar. Delhi şehri harabe haline döndü. Ahmed Said-i Faruki, Hicaz’da yerleşerek tasavvufun ince bilgilerini, kalbe ait yüksek marifetlerini, ilim ve edep aşıklarına sunmaya devam etti. Ömrünün sonuna kadar orada kaldı.

Ahmed Said-i Faruki’nin, Muhammed Mazhar, Mevlana Ebü’s-Seadet Muhammed Ömer, Mevlana Abdürreşid adlı üç oğlundan başka, Abdülhamid ve Ruşenara isimlerinde bir erkek ve bir kız evladı daha vardı. Son iki evladı küçük yaşta vefat ettiler.

Eserleri:

1) Said-ül-Beyan fi Mevlid-i Seyyid-il-İnsi vel-Can, 2) Ez-Zikr-üş-Şerif fi İsbat-ı Mevlid-il-Münif, 3) İsbat-ül Mevlidi vel-Kıyam, 4)El-Fevaid-üz Zabıta fi İsbat-ir-Rabıta, 5) El-Enhar-ül-Erbea, 6) Tahkik-ul-Hakk-ul-Mubin fi Ecvibet-il Mesail-il-Erbein, 7) El-Hakk-ul-Mübin fi Redd-i alel-Vehhabin, 8) Mektubat-ı Ahmediyye.

Buyurdu ki:

“Meyyiti (ölüyü) ziyaret, onu hayatında iken ziyaret etmek gibidir. Ziyaret eden, yüzünü meyyitin yüzüne döner. Ziyaret ettiği kimse büyük bir zat ise, dünyada iken kendisini ziyaret ettiğinde huzurunda nasıl duruyorsa, o edeb ile durur.”