Azeri-Azer


 Azeri-Azer nedir, Azeri-Azer hakkında bilgi, Azeri-Azer anlamı, Azeri-Azer ödevi, Azeri-Azer konu anlatımı, Azeri-Azer detaylı bilgiler sayfanın konularıdır.

AZERİ sıf. ve a. (fars. âzer, ateş ve /’den azeri).Kafkas ve iran Azerbaycanı’nda yaşayan türk soylu halktan olan.
a (Tamlayan olarak) azeri halkına ilişkin, ona özgü olan şey için kullanılır: Azeri türküsü. Azeri türkçesi. Azeri edebiyatı.
—ANSİKL Azeri edebiyatı. Azerbaycan’ın tarih koşulları altında oluşan ve gelişen azeri edebiyatı, iki büyük döneme ayrılır: 1. islam uygarlığı etkisindeki azeri edebiyatı, 2. Batı uygarlığı etkisindeki azeri edebiyatı.
I – islam uygarlığı etkisindeki azeri edebiyatı. XI.-XIII. yüzyıllarda Azerbaycan bölgesinde yazı dili olarak arapça ve fars-ça kullanıldı. Şehirlerde ve saraylarda farsça şiirler yazılırken, köylerde ve göçebe halk arasında sözlü bir azeri halk edebiyatı vardı. XIII. yy.’da moğol istilası dolayısıyla Türkistan’dan Azerbaycan’a göç eden türk aşiretlerinin etkisi ve katkısıyla yerli halk edebiyatı daha da canlandı.
islam uygarlığı etkisindeki yazılı azeri edebiyatı (azeri divan edebiyatı) XIV. yy.’dan XIX. yy. sonuna kadar 6 yüzyıl sürmüştür.
XIV. yy.: islam uygarlığı etkisi altındaki azeri edebiyatının adını bildiğimiz ilk şairi Hasanoğlu’dur (farsça şlirlerindeki mahlası Pûr-i Hasan). XIII. yy. sonlarıyla XIV. yy. başlarında yaşadığı sanılmaktadır. Azeri edebiyatının XIV. yy.’da yetişen en önemli sanatçıları, şiir alanında Kadı Bur-hanettin (1344-1398) ile Nesimi (öl. 1404 ?); şiir ve nesir alanında Erzurumlu Darlr’ dir (XIV. yy. ikinci yarısı).
XV. yy.: Türkmen sülalelerinden Kara-koyunlular ile Akkoyunlular’ın egemenlik sürdüğü bu dönemde edebiyat, sanatsever hükümdarların koruyuculuğu altında gelişti. Dönemin en önemli azeri şairi “melik üş-şuara” diye anılan Habibi’dir (1470-1520).
XVI. yy.: Safeviler’in egemenliğine rastlayan bu dönemde halkın konuştuğu türk dili orduda, sarayda, aristokrat çevrede de kullanılmış ve devlet dili olarak kabul edilmiştir. Edebiyatın gelişmesi üzerinde bunun büyük etkisi olmuştur. Azeri edebiyatının altın dönemi sayılan bu yüzyılın en önemli şairleri, hem divan hem de halk edebiyatı yolunda yazan Hatayi (Şah ismail) [1486-1524] ile Fuzuli’dir (öl. 1556). Azeri edebiyatının olduğu kadar bütün türk edebiyatının da en büyük şairlerinden olan Fuzuli’nin azeri ve osmanlı şairleri üzerindeki etkisi yüzyıllarca sürmüştür.
XVII. yy.: Azeri edebiyatı bu yüzyılda genellikle Fuzuli etkisi altında kalmıştır. Dönemin başlıca şairleri Tebrizii Kavsi (? – ?), mesnevi yazarı Mesihi (öl. 1655) vb.’dir. Farsça şiirleriyle iran, Hindistan, Türkiye şairleri üzerinde etkisi görülen ve zamanının “melik üş-şuara”sı sayılan Sa-ib’in (öl. 1670) de 17 türkçe şiiri ele geçmiştir.
Bu yüzyılda, safevi sarayının koruyuculuğu altında, halk edebiyatı da gelişme göstermiştir. Azeri halk şiirinin bir çeşit pîri Kurbani, adı çevresinde Abbas ile Gülgez adlı bir halk hikâyesi oluşan Tufarganlı Abbas, azeri halk şairlerinin en önemlileridir. Bu dönemde Kerem ile Aslı, Âşık Garip gibi halk hikâyeleri de yaygınlık kazanmıştır.
XVIII. yy.: Bu yüzyılda iran egemenliğine karşı ayaklanmalar sonucunda, Kuzey Azerbaycan’da bağımsız birtakım hanlıklar (Karabağ, Gence, Şeki, Kuba, Bakü, Nahçivan, Şirvan, Hoy vb.) kurulmuştur. Şah ismail zamanında başlayan sade türkçe akımı, bu dönemde daha da gelişme göstermiş; arap ve fars dillerinin baskısına karşı, yerli azeri türkçesi işlenerek, ulusal dil ve edebiyatın ilerlemesine ortam hazırlanmıştır.
Modern azeri edebiyatının müjdecisi ve hazırlayıcısı olarak kabul edilen Molla Pe-nah Vâkıf (1717-1797), azeri edebiyatını fars etkisinden kurtarmak için büyük çaba göstermiş; divan şiirinin klasik nazım biçimlerine (gazel, muhammes, müstezat vb.) bağlı kalmakla birlikte; halk yaşayışına eğilen, yerli gelenek ve görenekleri yansıtan, sözcük hazinesi ve söyleyiş bakımlarından halk diline dayalı yeni bir üslup oluşturmuş; bu özellikleriyle, gerek kendi çağının, gerek daha sonraki dönemin hem halk, hem de aydın zümre şairlerini etkilemiştir. Vâkıfın yakın dostu Vi-dadi (1709-1809) de aynı yolda yürümüş, ayrıca halk şairleri yolunda koşmalar da yazmıştır.
Bu dönemde halk edebiyatı da gelişmesini sürdürmüş, birçok şair yetişmiştir. Halk şairlerinin usta saydıkları ve Dede Kasım diye andıkları Kasım (Hasta Ga-sım) bunların en ünlüsüdür.
Bu yüzyılda, Mirza Mehmet Mehdi Han’ ın (? – ?) Senglâh adlı çağatayca-farsça sözlüğü ve bunun çağatay-azeri-osmanlı lehçelerinin karşılaştırmalı bir grameri olan Mebani’l-lûga adlı ilk bölümü çok önemlidir.
XIX. yy.: Kuzey Azerbaycan bu yüzyılda rus istilasına uğramış, hanlıklar ortadan kalkmıştır. Bunun toplum yaşayışında ye edebiyatta da derin etkileri olmuştur. iran egemenliği altındaki Güney Azerbaycan’da islam uygarlığı etkisindeki klasik edebiyat sürüp giderken, Kuzey Azerbaycan’da batı yaşayış ve düşüncelerine açık yeni bir yaşayış biçimi ve yeni bir edebiyşt akımı başlamıştır.
II- Batı uygarlığı etkisindeki azeri edebiyatı: Kuzey Azerbaycan’ın rus istilasına uğramasından sonra aristokrat ve varlıklı ailelerin çocukları, Rusya’nın Moskova, Petersburg vb. gibi kültür merkezi şehirlerinde, ya da Kafkasya’daki rus okullarında okuyarak batı uygarlığını tanıma olanağını kazanmışlardır. Bu yeni aydınlar, Kuzey Azerbaycan’da yeni bir düşünce ve edebiyat hareketi başlatmışlardır. O bakımdan, XIX. yy., Kuzey Azerbaycan İçin bir uyanış dönemi olmuştur.
Bu dönemde ilk iş olarak eğitimin çağdaş hale getirilmesi, ulusallaştırması, halkın ayağına götürülmesi, böylece yeni bir düşünüş ve yaşayış biçiminin halka yayılması için yoğun çaba gösterilmiş, “usul-i cedit” ile eğitim yapan okullar açılmış; ayrıca, gazete ve dergiler kurulmuştur. Yeni düşüncelerin yaygınlığını sağlamak için, dil ve anlatımın sadeleşmesi kaçınılmaz bir hal almış; bu sade dil, kurulan yeni edebiyatın da belli başlı özelliklerinden biri olmuştur.

Batı uygarlığı etkisindeki azeri edebiyatı, üç döneme ayrılır;
1- XIX. yy. ortalarından 1905’e kadar: Bu dönemde, şairleri bir araya toplamak, şiir sanatını geliştirmek, genç şairleri yetiştirmek için “Gülistan”, “Divan-ı hikmet”, “Mecma üş-şuarâ”, “Meclis-i üns” vb. adlarıyla birtakım mahfiller (lokaller) kurulmuştur; bu mahfiller aynı zamanda birer kültür ocağı niteliğinde idi. Yeni azeri edebiyatının kurucuları:
Şiir alanında: koşmaları, gülmece ve yergi yolundaki şiirleriyle ünlü Kasım Beg Zakir (1774-1857), Kutsi mahlasıyla şiirler yazan Abbaskuli Ağa Bakıhanlı (1794 -1846 ?), lirik ve sofiyane şiirleriyle tanınan Mirza Şefi Vazeh (öl. 1852), lirik şiirleriyle ünlü Hankızı Natevan Hurşit Banu. hanım (1837-1897); “usul-i cedit” okulunu kurarak Azerbaycan’a yeni eğitim ve öğretim yöntemini soktuğu için “maarifçi şair” diye anılan Seyyid Azim Şirvanî (1835-1888) vb.
Hikâye ve roman alanında: ismail Beg Kutkasınlı (1806-1861), Sultan Mecit Ga-nizade (1866-1937 ?) vb.
Tiyatro alanında: yazdığı altı komedya (Temâsil, 1859) ile azeri tiyatro edebiyatının kurucusu olan ve “Türk Moliöre’i” diye anılan, ayrıca, yazdığı bir uzun hikâyeyle azeri nesir dilinin de kurucusu sayılan; bunlardan başka, arap alfabesi yerine latin alfabesini ilk kez öneren Mirza Fethali Ahundzade (1812-1878) yeni azeri edebiyatının en önemli sanatçısı ve düşünce adamıdır. Kendi çağının ve daha sonraki dönemin oyun yazarları üstünde sürekli etkisi olmuştur.
Azerbaycan’da gazetecilik de bu dönemde başlamıştır, ilk azeri gazetesi, Hasan Beg Melikof Zerdabî (1837-1909) tarafından Bakü’de çıkarılan ve ayda iki kez yayımlanan Ekinci (1875-1877) gazetesidir. Aynı dönemde Tiflis’te Ziya ve Ziya-i Kafkas (1879-1884), Keşkül (1883-1891), önce Tiflis’te, sonra Bakü’de yayımlanan Şark-ı Rus (1903-1905) gazeteleri çıkarılmıştır.
2- 1905’ten 1920’ye kadar: Çarlık Rus-yası’nda 1905 ayaklanmasından sonra baskılı yönetimin hafiflemesinden Azerbaycan da yararlanmış; sansür kalkmış, okul açmak, hayır kurumları kurmak, gazete ve dergi çıkarmak gibi haklar tanınmıştır. Türkiye’deki 1908 Meşrutiyeti’nin, Balkan savaşı’ndan sonra başlayan türkçülük (ulusçuluk) akımının ve Türkiye edebiyatının büyük etkisi görülür.
Bu dönemde Azerbaycan’da pek çok gazete ve dergi çıkmıştır. En önemlileri, Ahmet Beg Agayef (Ahmet Ağaoğlu) [1862-1939]’in çıkardığı Hayat (1907), ir-şad (1907), Terakki (1908); türkçülük akımının sözcülüğünü etmek üzere Mehmet Emin Resülzade’nin çıkardığı Açık Söz (1915-1918) vb. gazeteleri ile Ali Beg Hü-seyinzade’nin (Turan) [1864-1940] çıkardığı Feyuzat (1906-1907) ve oyun yazarı Celil Mehmet Gulizade’nin (1868-1932) çıkardığı Molla Nasrettin (1906-1920) dergileridir. Feyuzat dergisinde, Türkler arasında dil birliğini sağlamak düşüncesiyle bilim ve edebiyat dili olarak istanbul türk-çesinin kullanılması düşüncesi savunulmuş; orada yazanlar, Tanzimat edebiyatı ve Edebiyatı cedide sanatçıları (Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem, Ab-dülhak Hâmit, Tevfik Fikret vb.) yolunda yazmışlar; buna karşılık, Molla Nasrettin adlı mizah dergisi, Mirza Fethali Ahund-zâde’den beri sürüp gelen azeri lehçesiyle yazma akımını yürütmüş ve kabul ettirmiştir.
Bu dönemde özellikle şiir ve oyun türlerine ağırlık verilmiştir. Feyuzat şairlerinin başlıcaları, Mehmet Hadi (1789-1919), bazı oyunlar da yazmış olan Hüseyin Ca-vit (1882-1944), Ahmet Cevat Ahundzade (1892-1937) vb.’dir. Toplumu mizah yoluyla uyarmak görevini üstlenen Molla Nasrettin dergisinde gerici düşüncelere, boşinançlara, bağnaz din adamlarına karşı giriştiği savaş yolunda “Hophop” takma adıyla mizah ve yergi şiirleri yazan Mirza Ali Ekber Sabir (1862-1911), kendi çığırının en büyük ve en etkili sanatçısı sayılmaktadır. Şiirleri, ölümünden sonra Hophopname (1912) adıyla yayımlanmıştır.
Azerbaycan tiyatrosunun kuruluş dönemi sayılan bu dönemde yetişen en önemli oyun yazarları, on altı kadar oyun yazmış ve ilk tragedya (Musibet-i Fahrettin) örneğini vermiş olan Necef Beg Vezirli (Vezirof) [1854-1926]; Molla Nasrettin dergisini kurmuş ve Mirza Fethali Ahundzade yolunda yedi oyun (Ölüler, Anamın kitabı vb.) yazmış olan Celil Mehmet Gu-lizade;yirmi beş kadar oyun yazmış bulunan Abdürrahim Hakverdili (Hakver-diyef) [1870-1933], Mirza Fethali Ahundzade yolunda yazdığı bir komedya (Ta-mahkâr) ile oyun yazarlığına başlayan Ahundzade Süleyman Sani (1875-1939); Cafer Cabbarlı (1899-1934); Neriman Ne-rimanof vb.’dir.
Yine bu dönemde Azerbaycan’da musikin tiyatro da (opera, operet) çok gelişmiştir. Uzeyir Beg Hacıbeyli (1884 -1948)’nin hazırladığı Leyla ve Mecnun, Aslı ve Kerem, Köroğlu operalarıyla Arşın mal alan ve O olmasın bu olsun operetleri çok ünlüdür.
3- 1920’den sonra: sovyet edebiyatını örnek alan bu dönem edebiyatında, oyun türünde Vakıf (1937) adlı manzum dra-mıyla ün alan Samet Vurgun (1906-1956), Hayyat adlı oyunun yazarı Mirza ibrahi-mof (doğm. 1911) vb.; şiir alanında yine Samet Vurgun, Süleyman Rüstem, Mehmet Rahim, Resul Rıza, Osman Sarıvelli vb.; hikâye ve roman alanında Manaf Süleymanof, Bayram Bayramof, vb. gibi adlar ün kazanmıştır. ( – • Azeri müziği. Azerbaycan’ın geleneksel müziği, klasik türk müziğindekilere çok yakın makamların ve usullerin kullanıldığı teksesli, ezgiye dayalı bir müziktir. Ama makam sayısı sınırlı olduğu gibi, klasik türk müziğindeki ritim çeşitliliğine de rastlanmaz. Başta rast ve segâh olmak üzere, en çok nihavend, hicaz, uşşak, bayati ve hüseyni makamları kullanılır. Yürüksemai-nin 6/16’lık biçimi, azeri müziğinin tipik usulüdür. Bundan başka, nlm sofyan, curcuna gibi usuller de yaygındır. Klasik repertuarda, çoğu anonim olan sözlü parçalar ağır basar. Çalgı müziğinde doğaçlama, peşrev ve sazsemaisi gibi formlardan daha önemlidir. Başlıca çalgılar tar ve kemençedir. Azeri kemençesi, Anadolu’da kullanılan kabak kemaneye benzer, ama gövdesi daha büyüktür. Ayrıca tefi ve dümbeleği andıran çeşitli ritim çalgıları ve zurnayla akraba üflemeli çalgılar da kullanılır.
Geleneksel müzik, folklorun önemli bir öğesi olarak yaşamını sürdürürken, XX. yy.’ın başlarında modernist bir hareket başladı: makam müziğinden fazla uzaklaşmaksızın, yalın bir çoksesli dil geliştiren Üzeyr Hacıbekov* (1885-1948), 1910′ larda bestelediği opera ve operetleriyle, yeni müziği halka benimsetmeyi bildi. 1927’de Bakü’de bir konservatuvar kurulması, önemli sonuçlar doğurdu: burada yetişen Amirov*, Karaev*, Melikov* ve Niyazi Tagîzade* gibi besteciler, Ha-cıbekov’un çığırını izlemekle birlikte, Azerbaycan’a özgü çoksesliliğin zenginleşmesini ve anlatım olanaklarının genişlemesini sağladılar. Yapıtlarının, Moskova ve Leningrad’daki büyük orkestralarca da ses-lendirilmesi, bu bestecilerin ününü yurt dışına taşırdı.