Azınlıklar


 Azınlıklar nedir, Azınlıklar hakkında bilgi, Azınlıklar anlamı, Azınlıklar ödevi, Azınlıklar konu anlatımı, Azınlıklar detaylı bilgiler sayfanın konularıdır.
azınlıklar çoğl. a. Bir ülkede egemen çoğunluktan soy, din, dil vb. bakımlardan ayrılan küçük topluluk: Azınlıkların haklarını korumak. (Esk. Eşanl. ekalliyet.) [Bk. ansikl.böl.]

—Ansİkl. Irk, dil ya da din bakımından içinde yaşadıkları ülkenin çoğunluğundan farklı olan azınlık gruplarına ilkçağ’dan bu yana rastlanır, ilkçağ’da bu gruplar savaşlarda yenik çıkan halklardan oluşuyordu. Büyük göç hareketleri de azınlık gruplarının oluşmasına yol açtı. Orta-çağ’da, büyük dinlerin yayılması yeni bir grubu, dinsel azınlıkları ortaya çıkardı. Çoğunluğun benimsediğinden farklı din ya da mezhebi seçen gruplar çeşitli baskılar ve zorlamalarla karşılaştılar, ispanya’da müslümanlar, yahudiler; Fransa’da Protestanlar katolik çoğunluğun baskıları karşısında kaldılar. Yahudiler, tüm hıris-tiyan ülkelerde, çoğunluğun sahip olduğu haklardan yoksun bırakıldı. Hindistan’ da, hindu dinine özgü kast sisteminin en alt kademesinde yer alan “dokunulmazlar”, pek çok haklardan yoksun olarak, günümüze dek varlıklarını sürdürdüler.

Kendi ülkelerindeki dinsel ve ekonomik baskıdan kaçarak yeni keşfedilen Amerika’ya yerleşen Avrupa’nın ezilmiş halkları, kurdukları sömürgelerde yerli halkı azınlık durumuna soktular. Kendi hesaplarına çalıştırdıkları bu işgücü yetersiz kalınca, Afrika’dan zenci esirler getirttiler. Bunlar da yeni bir azınlık grubu oluşturdu.

Avrupa’da, XVII. ve XVIII. yy.’larda savaşların bir kısmı dinsel nedenlerden kaynaklandı. Dindaşları olan azınlıkları korumak amacıyla savaşan ülkeler, imzalanan barış antlaşmalarıyla, azınlıklara hoşgörülü davranma ilkesini kabul ettirdiler (1678 Nijmegen, 1697 Rysvvick, 1714 Utrecht barışları). Bu dönemde Osmanlı impara-torluğu’nda dinsel azınlıklar büyük bir hoşgörü içinde, dinsel önderleri denetiminde, dinlerinin gereklerini serbestçe ye rine getirebiliyorlardı.

XIX. yy.’da dinsel azınlığa karşı Avrupa’da göreceli bir hoşgörü yaygınlaşırken milliyetçi azınlık sorunu gündeme geldi. Fransız devrımi’nin etkisiyle,her milletin kendi devletini kurması ilkesi tüm Avrupa’da yayıldı. Bu akım çeşitli milletlerden oluşan Osmanlı ve Avusturya imparatorluklarını etkiledi. Rusya, bu ülkelerdeki Slavlar’ı, kendi çıkarı için, bağımsızlık yolunda kışkırttı; azınlık sorununu osmanlı

yönetimi üzerinde baskı aracı olarak kullandı.

Birinci Dünya savaşı’ndan sonra dağılan imparatorlukların topraklar; üstünde kurulan devletler de azınlık sorunlarıyla karşılaştılar. Anadolu’daki Rumlar (istan-bul’dakiler dışında), Yunanistan’daki Türkler ile (Batı Trakya’dakiler dışında) karşılıklı olarak değiştirildiler.; — mübadele.) Yugoslavya’da sırp, hırvat, sloven, karadağlı ve müslüman; Romanya’da macar; Çekoslovakya’da çek, sloven ve alman; Lübnan’da müslüman, hıristiyan ve dürzı; SSCB’de türk; Filistin’de müslüman çoğunluk karşısında yahudi azınlık barınıyordu. Almanya, yahudi azınlık sorununu soykırım uygulamasıyla çözmeye çalıştı, ikinci Dünya savaşı’ndan sonra Polonya ve Çekoslovakya’daki alman azınlık, bu ülkeleri terk etmek zorunda kaldı. Filistin’de israil devletinin kurulması üzerine 800 000 arap ülkelerinden koparıldı. SSCB, savaş sırasında işgalci alman ordularıyla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle, Kırım’da yaşayan Tatarlar’ı Kazakistan ve Özbekistan’a sürdü. Bulgaristan 250 000 Türk’ü Türkiye’ye yolladı (1950-1951).

ikinci Dünya savaşı’ndan sonra sömürge imparatorluklarının dağılması, yeni sorunlar yarattı. Bağımsızlıklarını kazanan ülkeler, sömürge döneminde topraklarında yerleşen azınlıkları uzaklaştırdılar (Endonezya çinli, Doğu Afrika ülkeleri hintli tacirleri kovdu). Sömürge döneminde halkın dilini ve etnik yapısını göz önüne almadan çizilen sınırlar, yeni devletleri azınlık sorunlarıyla karşı karşıya getirdi. Hindistan ile Pakistan arasındaki sınır, nüfusun dinsel yapısına göre çizilirken, iki ülkede kalan azınlıklar da karşılıklı olarak değiştirildi. Doğu Pakistan’da kalan etnik azınlık, yani bengalli müslümanlar, bağımsızlıklarını ilan ederek Bangladeş’i kurdular. Nijerya’da etnik gruplar arasında iç savaş çıktı. Bağımsızlığına kavuşan Kıbrıs’ta, daha önce yapılan garanti anlaşmasına karşın, rum yönetimi türk azınlığa egemenliğini zorla kabul ettirmeye kalkışınca KKTC devletinin kuruluşuna giden yolu açtı. Bağımsızlığını ilan eden Rodezya (daha sonra Zambiya adını aldı), Güney Afrika Cumhuriyeti gibi Avrupalıların egemen olduğu ırkçı bir rejimi sürdürmek için direndi; ama zenci çoğunluk iktidarı ele geçirdi. Güney Afrika Cumhuriyeti, tüm iç ve dış baskılara karşın, sert, ırkçı bir politika izleyerek nüfus bakımından çoğunlukta olan zencileri azınlık gibi baskı altına aldı. Bulgaristan da, türk azınlığa karşı bir sindirme ve özümleme girişimi başlattı. Türkler’in türkçe konuşmaları yasaklandı; nüfus kayıtları değiştirildi, hepsine bulgar adları verildi (1985).

Azınlık sorununa çözüm bulmak için ülkeler federal yönetim uygulamasına gittiler. SSCB, isviçre, Yugoslavya çokuluslu yapıları gereği, federal modeli uyguluyorlar. Kıbrıs için de Türkler, federal yönetimi öngörmekteler. Federasyon uygulamalarında, güçlü toplulukların öteki grupları baskı altına aldığı örneklere de rastlanır.

Uluslararas’ kurumlar da azınlık sorunuyla ilgilendiler. Milletler cemiyeti, 1920’de aldığı bir kararla azınlıkların haklarını güvence altına almayı kabul etmişti. Azınlıkların, hakları konusunda yapacakları başvurular izlenecekti. Ancak Cemiyetin ilgisi sınırlı, müdahaleleri az ve etkisiz kaldı, ilke olarak grupların değil, bireylerin haklarının korunması göz önünde tutuldu. Böylece bir yandan insan hakları korunurken, öte yandan ülkelerin parçalanmaları önleniyordu. Azınlık sorunlarını kendi içişleri sayan devletlerin tepkileri düşünülerek, bireylerin korunması ilkesi seçilmişti. Birleşmiş milletler örgütü de benzer bir uygulama sürdürdü. Birleşmiş milletler antlaşmasinın 27. maddesinde de “azınlıklara mensup kişiler”in korunmasından söz edilir. Birleşmiş milletler, Güney Afrika’nın ırk ayrımı (apartheid) siyasetine karşı çıkmakla beraber, genelde azınlıkların durumuyla ilgilenmez. Halkların geleceklerinin kendileri tarafından belirlenmesi hakkı onaylanırken, devletlere müdahale görüşü yandaş bulmamıştır.

Türkiye’deki azınlıkların hak ve özgürlükleri, Lozan antlaşması’yla saptanmıştır. Antlaşma, müslüman olmayanları azınlık sayar. Azınlıklar, dolaşma, göç etme özgürlüklerinden, müslümanların yararlandıkları yurttaşlık haklarından yararlanırlar. Ûzel ve ticari ilişkilerinde, haberleşmede, dinsel törenlerde, mahkemelerde kendi dillerini kullanabilirler. Azınlıklar, hayır kurumları, dinsel ve sosyal kurumlar, eğitim kurumlan kurmak, yönetmek, denetlemek, buralarda kendi dillerini konuşmak, ibadetlerini yapmak konusunda müslümanlarla eşit sayılırlar; onlara tanınan güvenceden yararlanırlar (40. madde). Türk hükümeti, azınlıklara ait kilise, havra ve başka din kurumlarına, mezarlıklara, tam bir koruma sağlamakla yükümlüdür (42. madde). Azınlıkların Türkı ye’deki din ve hayır kurumlarına her türlü kolaylık sağlanır. Hiçbir kanun, karar name ya da yönetmelik, azınlıklara tanınan haklara aykırı hükümler taşıyamaz.