GÖRGÜ HAKKINDA BİLGİ


GÖRGÜ HAKKINDA BİLGİ NEDİR, GÖRGÜ HAKKINDA BİLGİ ANLAMI, GÖRGÜ HAKKINDA BİLGİ HAKKINDA BİLGİ, GÖRGÜ HAKKINDA BİLGİ DERS NOTU, GÖRGÜ HAKKINDA BİLGİ ÖDEVİ sayfanın konularıdır.

Alm. gutes Benehmen, korrekte Umgangsformen, Fr. Savoir-vivre (m), İng. good manners. Cemiyet hayatında uyulması gereken davranış kâideleri, âdâb-ı muâşeret.Aynı memlekette yaşayan insanların, günlük hayatlarında birbirleriyle olan münâsebetlerinin çoğu bu kâidelere dayanır.

Görgü kâideleri; cemiyetlerin dînî inanç, eğitim, ekonomik güç, teknolojik seviye, örf ve âdetlerine göre farklılıklar göstermektedir. Dünyânın çeşitli ülkelerinde yaşayan cemiyetlerin aynı durum karşısında uydukları görgü kâideleri, değişik olabildiği gibi, zamanın geçmesi ve teknolojik ilerlemeler de bâzı görgü kâidelerini kaldırıp, yerlerine yenilerinin konulmasına sebeb olabilmektedir. Bu cinsten olanlar daha çok âdetlere, zamana ve kullanılan âletlere bağlı olan şeylerdir.

Görgü kâidelerinden maksat; bir cemiyette yaşayan insanların birbirleriyle münâsebetlerinde olgun, medenî davranışlar içinde bulunarak, fert ve cemiyetin huzûrunu, nezâket (incelik) ve zerâfetini (kibarlığını) temin etmektir.Ayrıca bunlar, insanlar arasında çok sık karşılaşılan günlük işlerde bir nizam ve intizâmın hâkim olmasını da sağlarlar. Böylece cemiyet hayatı, belli bir rahatlığa kavuşur.

Görgü kâidelerinin hemen hepsi, bir sebep neticesinde ortaya çıkmıştır.Ancak sebepler zamanla unutulmuş, davranış şekli yaşamaya devam etmiştir.

Müslüman ülkelerde görgü kâideleri, İslâm dîninin esaslarına, yapılmasını emrettiği veya yasak ettiği hususlara uygun olarak şekillenmiştir.Îmân, îtikat ve amellerde aynı olan Müslüman milletler, âdete bağlı, zamânın îcâbı, teknolojinin neticesi olan hususlarda, kendi bulundukları duruma uygun olarak görgü kâidelerini geliştirmişlerdir. Bunların temel husûsiyetleri, İslâmiyete ters düşmemeleridir.

Türklerde görgü:Türkler, Müslüman olmadan önceki hayatlarında görgü kâidelerine çok önem vermiş bir millettir.Obalardan meydana gelen göçebe Türk boyları, küçük-büyük, kadın-erkek, tebaa (uyruk)-hâkân münâsebetlerini organize eden seviyeli ve ciddî görgü kâideleri geliştirmişler ve ciddiyetle uygulamışlardır.

Diğer bir adı “töre” olan bu davranışlar, örf ve âdetler olarak cemiyette uyulan kâidelerdi.Uymayanlar çeşitli cezâlara çarptırılırlardı. Müslüman olduktan sonra, eski inanışlarının yanısıra, görgülerinden İslâm dînine uygun olmayan tarafları da bırakarak uygun olan davranış şekilleri almışlar veya geliştirmişler, uygun olanlarını ise İslâmiyetin verdiği aşk ve şevkle iyice pekiştirmişlerdir. Bu bakımdan Türk milleti arasında yakın zamana kadar bu kâideler, âdeta yazılı olmayan birer kânun hüviyetini muhâfaza edegelmiştir. Böylece seviyeli, huzûrlu ve sistemli bir cemiyet hayatı yaşanmıştır. Bugün milletimizin çocuklarına büyük bir ihtimamla öğrettiği görgü kâidelerinin çoğu, asırlar öncesinden gelmektedir. Bunlar kısaca şu gruplar halinde toplanabilir:

Evde görgü:Müslüman Türk âilesinde evin reisi babadır.Âile fertleri babanın verdiği kararlara uyar ve onun arzu ve isteklerini yerine getirir.Anne, âilenin en hürmete lâyık varlığıdır. Evin iç düzeni ondan sorulur.Çocuklar, her zaman şefkat ve sevgi ile bakılan, iyi yetişmeleri için çırpınılan mukaddes emânetlerdir. Dede ve ninelerin de beraber olduğu bâzı âilelerde, onların söz hakkı ve kararları daha önce gelir.

Türk âilesinde görgü kâidelerinin esâsını büyüklere hürmet ve itâat, küçüklere şefkat ve merhâmet teşkil eder. Bu bakımdan her görgü kâidesi bu temele göre şekillenmiştir denilebilir. Babanın ve annenin istekleri, çocuklar tarafından derhal ve zevkle yerine getirilir. Evin hanımı da efendisinin isteklerini yerine getirmede çok hassastır.

Evde küçükler büyüklerin yanında dâimâ derli toplu bir halde bulunur. Yanlarına izin alarak girer ve çıkarlar.Sigara içemezler, kendilerine söyleneni ilgi ve dikkatle dinlerler. Büyüklerin sözüne izin almadan karışmazlar ve sözü lüzumsuz yere uzatmazlar. Kendilerine hitâb edildiğinde veya çağrıldıklarında, “Buyurun efendim!” diye karşılık verirler.Sofraya hep beraber otururlar.Yemek öncesinde ve sonrasında ellerini yıkarlar.Yemeğe önce büyükler başlar. Büyüklerden izin almadan sofrayı terk etmezler.Önlerinden yerler, lokmalarını küçük tutarlar ve başkalarının yediğine bakmazlar.Ağızlarında lokma varken konuşmazlar. Sofraya doğru öksürmezler ve aksırmazlar.Yiyecekleri ufalamazlar, dökmez ve israf etmezler. Meyvelerin ve diğer yiyeceklerin iyisini, birbirlerine ikrâm ederler.

Anne ve babanın yatak odalarına, kapıyı vurup izin almadan girmezler. Kardeşler, birbirlerine çok bağlı ve saygılıdırlar.Ağabey, abla gibi büyükler şefkatle doludurlar. Kendilerini küçükler karşısında mesul hissederler.Küçükler de büyük kardeşlerine hürmet gösterir, onların isteklerini yerine getirir, muhakkak surette “ağabey” veya “abla” kelimeleriyle hitâb ederler. Kendilerine söylenenleri dikkatle dinler ve “Peki” veya “Başüstüne efendim!” diyerek cevaplandırırlar. Birbirlerinin eşya ve oyuncaklarını izinsiz kullanmazlar. Kendilerinde olanlardan birbirlerine ikrâm ederler. Başkalarını rahatsız edecek kadar gürültü yapmazlar ve yapılmasına rızâ göstermezler. Türk görgüsünün nezâket ve kibârlığının temeli, âile içindeki görgüdür.

Misafirliğe gitmeden önce mümkünse ev sâhibine haber verilir, izin istenir.Kararlaştırılan gün ve saatte gidilir.Mecbur kalınmadıkça geç kalınmaz. 5-10 dakika geç gitmek iyidir.Kapı veya zil birkaç dakika aralıklarla, üç defa çalınır ve cevap beklenir.Alınmazsa daha fazla beklenmez. Evin içinde ev sâhibinin gösterdiği yere oturulur. Eşyâlar, tablolar, kütüphanedeki kitaplar izinsiz kullanılmaz ve oynanmaz.Ne ikram ederse, memnun bir tavırla kabul edilir.Sıhhat sebebi hâriç, ikrâm edilen hiçbir şey reddedilmez ve başkası istenmez. Ev sâhibinin o günkü hâline göre davranılır.Üzüntü veya sevincine ortak olunur.Onun hoşlandığı konulardan konuşulur.Asla incitilmez ve hakaret edilmez.Çok fazla oturulmaz. Evin içinin döşenişi, eşyâların yeri ve durumu tenkit edilmez. Münâsip bir zamanda izin istenir.İzin verilmezse biraz daha oturulur. Ayrılırken teşekkür edilir, duâ etmesi istenir ve kendi evine nezâketle dâvet edilir.

Okulda görgü: Okul, çeşitli bilgilerin öğrenildiği yerdir.İlme son derece büyük önem veren Müslüman Türkler, ilim yuvası olan okullar ve buradaki görgü üstünde de titizlikle durmuşlardır. Hoca (öğretmen), çok kıymetli bir varlıktır.Onun sözleri dikkatle dinlenir ve bir şey söylendiğinde veya istediğinde, “Peki efendim!” gibi sözlerle cevap verilir.Okul arkadaşları arasında birbirine saygısızlık yapılmaz. Kaba hareket ve kelimeler kullanılmaz, sınıfa kapı vurulmadan girilmez. Tahta, sıra, masa, sandalye, harita, laboratuvar malzemeleri gibi ders âletleri tahrib edilmez.Ortak çalışmalarda başkalarının haklarına saygı gösterilir, söz hakkı verilir, söyledikleri dikkatle dinlenir.Kimsenin bedenî, zihnî ve rûhî kusurlarıyla alay edilmez, küçük görülmez, tahkir edilmez. Kendi dersine girmeyen öğretmenlere de her yerde saygı gösterilir.

Öğretmenin önünde yürünmez, karşılaşmada yol darsa, kenara çekilip öğretmenin geçmesi beklenir ve saygıyla selâmlanır. Ders içinde ve dışında öğretmenle konuşmada saygılı bir duruş şekli ve nâzik kelimeler seçilir.Türk görgüsünde öğretmen (hoca) hakkı, ana-baba hakkından önce gelir.

Sokakta görgü:Buna cemiyet içindeki görgü de denir. Sokakta yürürken, bir şey alıp satarken, tren, otobüs gibi nakil vâsıtalarına binip inerken, umuma mahsus şeyleri kullanırken ve sohbet ederken, düğün, cenâze, bayram ve çeşitli konularda konuşma yapmak için yapılan toplantılarda uyulan görgü kâideleridir. Bunların da esâsını büyüklere hürmet ve itâat, küçüklere şefkat ve merhamet, akranlar (yaşları yakın olanlar) arasında da muhabbet (sevgi) teşkil eder.

Sokaklara tükürmek, sümkürmek, çöp atmak, geliş geçişe mâni olmak, tiksindirici çirkin şeyler bırakmak, görgüsüzlük olarak nitelendirilir, cemiyetçe ayıplanır.İhtiyarlara, kadınlara, hastalara her zaman öncelik verilir. İhtiyaçları varsa yardımcı olunur.Nakil vâsıtalarına inip binerken itişmek, sıra olan yerlerde sırasını beklememek çok çirkin davranışlardır. Kalabalık yerlerde çocuklar ve gençler; büyüklere, yaşlılara ve kadınlara yer verir. Elinde olmadan yaptığı kusurlar için “özür diler” veya “Afedersiniz!” der. “Pardon” demek hoş karşılanmaz. Bir şey isterse karşısındakinin durumuna göre “ricâ”, “istirhâm” eder. Bir iyilik karşısında “teşekkür” edilir. Konuşmalarda îtirâzcı ve münâkaşacı bir havaya girilmez. Düşünceler ve fikirler, karşısındakini kırmadan, muhâtabının doğru olan görüşüne hak vererek, onu rencide etmeden nâzik bir dille ve konu dışına çıkmadan anlatılır. Hiç kimse ile kesinlikle alay edilmez. Kusurları yüzüne vurulmaz.Hele fakîrlik sebebiyle hiç kimse küçük görülmez.

Cemiyette; ilmi çok, ahlâkı güzel olanlara daha çok saygı gösterilir. Bir cemiyette en iyi yer bunlara ve yaşlılara verilir.Söz hakkı öncelikle onlarındır.Onlardan izin alınarak konuşulur ve oradan ayrılınır. İhtilâflı konularda, onların sözüne itibâr edilir. Söylediklerinden râzı olunur.

Alışveriş esnâsında, izin almadan satıcının malına dokunulmaz.Malın görünüşünü, kalitesini bozacak şekilde ellenilmez ve bakılmaz. Fiyat konusunda fazla ısrar edilmez. Alınsa da alınmasa da satıcıya teşekkür edilir.Satıcı da dâimâ müşterisinin memnun olacağı hal ve hareketlerde bulunmalıdır. Malını beğenmeyen ve almayanlara kızmaz, darılmaz, aleyhlerine olacak bir sözü yüzlerine ve arkalarından söylemez. Alışverişte her iki taraf birbirlerini aldatmaktan uzak dururlar.

Düğün, cenâze ve bayram yerlerinde ise daha fazla hassas, nazik ve kibâr olunur.Yere ve zamana göre uygun tavır takınılır. Cenâzede, cenaze sâhibi ve orada bulunanların üzüntüsünü paylaşmak, üzüntülerini arttırmamak, maddî ve mânevî üzerine düşen yardımı fedâkârlıkla yapmak, tesellî edici söz ve davranışlarda bulunmak şarttır. Yakınlarını kaybedenlere daha yakın davranarak destek olmak, çok mühim bir vazife ve görgü kâidesidir. Düğün ve bayramlarda her zamankinden daha fazla güler yüzlü, neşeli, nâzik, ikrâm edici olmak, büyüklere ve küçüklere mümkünse uygun hediyeler vermek, gönüllerini ve duâlarını almak, Türk görgüsünün en vazgeçilmez taraflarıdır.Cemiyet içinde eliyle ve diliyle başkalarını incitmemek esastır.

Komşular arasında iyi geçim, karşılıklı yardımlaşma, dert ve sevinçlerine iştirâk, her karşılaştıklarında selâmlaşma, hal hatır sorma, birbirlerinden isteklerini güç yettiğince temin etme mühim görgü kâidelerindendir. Gürültü, çöp, pislik, rahatsız edici koku ve benzeri şeylerle komşuları rahatsız etmek hiç hoş karşılanmaz. Komşu kadın ve çocuklarına ayrı bir îtinâ, hürmet ve şefkat gösterilir.

Asırlar öncesinden gelen ve çok sağlam bir yapısı olan Türk görgüsünün daha pekçok incelikleri vardır. Burada belli başlı olanları ve her yerde rastlananları sayılmıştır. Kısaca söylemek gerekirse: “Türk görgüsünün temeli; her zaman, her yerde, herkese karşı güler yüzlü, tatlı dilli olmak, haddini bilmek, eliyle ve diliyle hiç kimseyi incitmemektir.”

Kaynak Rehber Ansiklopedisi