KAPALIÇARŞI HAKKINDA BİLGİ


KAPALIÇARŞI HAKKINDA BİLGİ NEDİR, KAPALIÇARŞI HAKKINDA BİLGİ ANLAMI, KAPALIÇARŞI HAKKINDA BİLGİ HAKKINDA BİLGİ, KAPALIÇARŞI HAKKINDA BİLGİ DERS NOTU, KAPALIÇARŞI HAKKINDA BİLGİ ÖDEVİ sayfanın konularıdır.

Alm. Der Grosse Basar, Fr. le Grand Basar, İng. Covered market, bazaar. Ticâret merkezi mâhiyetinde, üstü kapalı çarşı. Daha çok İslâm ülkelerinde bulunur. Türkiye’de Bursa, Edirne, İstanbul, Kayseri ve Urfa’da eski, diğer şehirlerinde de son devirlerde yapılan kapalı çarşılar mevcuttur. İçlerinde en meşhuru İstanbul’dakidir.

İstanbul’un fethinden sonra Fâtih Sultan Mehmed Han (1451-1483) devrinde, 1460 târihinde inşâ edilen Kapalıçarşı’nın çekirdeği İç Bedestendir. “Cevâhir Bedesteni veya Bezzazistân-ı Atik” de denilen İç Bedesten, geliri Ayasofya’ya vakfedilmek üzere Pâdişah tarafından yaptırıldı. İç Bedestene ilk ilâve Sandal Bedesteni oldu. Kânûnî Sultan Süleyman Han (1520-1566) devri dâhil, zamanla devamlı ilâvelerle genişleyen Kapalıçarşı, bugünkü hâlini aldı. Son hâliyle 30.700 m2lik bir alanı kaplamaktadır.

İstanbul Kapalıçarşı’sının iki bedesteninden Cevâhir Bedesteni (Bedesten-i Atîk=Eski Bedesten) bir mîmârî âbide olup, tuğla kemerlerle ayrılmış on beş bölümden ibârettir. On beş bölümün her biri bir kubbeyle örtülmüştür. Bu dört kapılı binâ 45.5×30 metre= 1365 metre karedir. Evvelce aradaki dar yollardan yüksekte dolap denilen tezgâhlar bulunurdu. Duvarların iç taraflarında da gâyet küçük hücreler, gözler vardı. Kapalıçarşı’daki ikinci bedesten olan Sandal Bedesten (Bedesten-i Cedîd=Yeni Bedesten) ise, 12 pâye ile 20 bölüme ayrılmış idi. Bunların üzerlerine tuğladan geniş kemerler atılmıştır. Sandal Bedesteni 50 kubbe ile örtülmüştür. İçeriden ölçüleri; 40×32 metre = 1280 metrekaredir (diğer bedesten 85m2 küçük, her ikisi: 2645 m2). Sandal Bedesteni kubbe sayısı bakımından Türk mîmârisinde bu çeşit eserlerin en büyüğüdür. Burada da dış cepheye bitişik dükkânlar olup, dört taraftan giriş vardı.

Bu iki bedesten bir bakıma Kapalıçarşı’nın iç kuleleri oldu. Her iki bedestenin duvarlarındaki gözlerde bulunan kalın demir kasalar Osmanlı Devletinde batı usûlü bankalar kurulmadan önce en değerli malların, mücevher ve paraların saklandığı, tâcirlerin sermâye ve tasarruflarını bıraktıkları, loncaların kayıt ve sicil defterlerini sakladıkları emniyet sandıklarıydı. Fâtih devrinde 128 emânet sandığı kasası vardı. Çarşı, devletin, sosyal, kültürel ve iktisâdî merkezi oldu.

Ahşap yapılı ve üstü kiremitli olan Kapalıçarşı; 1512, 1546, 1565, 1618, 1622, 1645, 1652, 1658, 1750, 1766 târihlerindeki yangın ve zelzelelerden büyük zarar görünce, Sultan Üçüncü Mustafa Han (1757-1774) devrinde kâgir olarak yeniden inşâ edildi. Dükkânların kâgirleşip, bloklaşmasıyla yollarının üstü de örtüldü. 1894 büyük İstanbul zelzelesinden sonra tekrar inşâ ve tâmirâtı yapıldı. Büyük zelzelede zarar görenlere; toplanan yüz bine yakın altının çoğunu zamanın Sultanı İkinci Abdülhamîd Han kendi parasından vermiştir. Tonoz ve kemerleri badanalanıp, nakışlanan Kapalıçarşı’nın Bâyezîd istikâmetindeki kapısının üstünde “El-kâsib Habibullah” kitâbesi ve Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın tuğrası, Nuruosmaniye Câmii istikâmetindeki kapısının üstünde de yine bir kitâbe ve Osmanlı Devletinin arması mevcuttur. 1943, 1955 yangınlarında da zarar gören Çarşı, tâmirâtla son şeklini almıştır.

Çarşının içindeki yer adları esnaf ve zanâatlarla alâkalıdır. Akikçiler, Altıncılar, Aynacılar, Basmacılar, Çadırcılar, Fesciler, Hakkaklar, İnciciler, Kalpakçılar, Kavaflar, Keseciler, Kuyumcular, Kürkçüler, Mahfazacılar, Okçular, Örücüler, Püskülcüler, Sahaflar, Takkeciler, Terziler, Varakçılar, Yağlıkçılar, Yorgancılar, Zenneciler adları esnaf ve zanâatların hâtırası olarak, zamanımızda da cadde, sokak ve işyerlerinde hâlâ kullanılmaktadır. İslâmî bir müessese olan vakıf eserlerin gelir kaynağı olan Kapalıçarşı’da, Fâtih Sultan Mehmed Handan îtibâren kervansaray ve hanlar da yapılmıştır. Fâtih’in yaptırdığı Bodrum Kervansarayına (han) ilâveten sonraları, Ali Paşa, Astarcı, Baltacı, Câmili, Cuhacı, Dış Cebeci, İç Cebeci, İmâmeli, Kebeci, Kızlarağası, Mercanağa, Pavavracı, Pastırmacı, Perdahlı, Rabia, Sarnıçlı, Sepetci, Sorguçlu, Tarakcılar, Yağcı, Yolgeçen, Zincirli kervansaray ve hanları da yapıldı. Kapalıçarşıda 4399 dükkân, 2195 oda, 497 satış tezgâhı, 24 han, 12 mahzen ve 2 bedestenden başka 16 çeşme, 8 kuyu, 2 şadırvan, birer sebil, mektep, türbe, câmi ve 10 mescid olduğu kaynaklarda yazılıdır. Günümüzde içine 8 kapıdan girilen Kapalıçarşı’da 65 sokak vardır. Fabrikasyon malların yanında el emeği, göz nuru sanat eserlerinin de satışı yapılmaktadır.

Kapalıçarşı, Türk-İslâm sanat kompozisyonunun numûne ticâret merkezlerinden biri mâhiyetinde, mîmârî bir yapı kompleksine sâhiptir. Yüzyıllardır giyim, kuşam, mücevherât, antika ve nadide eşyâların ticâreti yapılan çarşı; Osmanlılar devrinde bu malların alınıp, satıldığı ve sergilendiği merkez durumundaydı.

Kapalıçarşı, kuşluk vakti duâ ile açılırdı. Dua merasimi bölükbaşısı tarafından yapılıp, adına “Duâcı” denirdi. “Buyurun duâya” nidâsıyla Çarşının ortasındaki muhafızlık dolabının önünde toplanan esnaf ve ahâli devrin sultanı ve ordusunun selâmetine, gelmiş ve geçmiş bölükbaşı ve esnafın ruhlarına niyaz edip, Salâten tüncina okurlardı. Duânın ardından bölükbaşı tellâllara hitâben; “Tavcılık yapılmayacak, mal kapatılmayacak, kefilsiz mal alınıp, satılmayacak” diye de nasihatta bulunurdu. Çarşıda alışveriş kuşluktan ikindiye kadar olup, bu vakit zamanımızda; sabah namazından kırk beş dakika ve ikindi namazından yazın yetmiş iki, kışın otuz altı dakika sonrasına denktir. Pahalı malların satışı için Perşembe günleri tercih edilirdi.

Çarşının idâresi Türk-İslâm esnaf teşkilâtlarından Loncanın elindeydi. Muazzam bir muhafaza teşkilâtına sahipti. Kuyumcuların ve kıymetli malların muhâfazası için husûsî dolaplar da mevcuttu. Müşteri ve esnaflar Çarşıyı boşaltıp, kontrol yapıldıktan sonra Muhâfaza Teşkilâtının bekçileri, el tetikte, kulak tıkırtıda vazifelerini yaparlardı. Kapalıçarşı’daki esnaf teşkilâtı İttihatçılar tarafından 1912’de dağıtılınca, idâre ve ticârî hayatta da değişmeler oldu. Kapalıçarşı’daki hayâtı, ticâreti, idâre tarzı ve fonksiyonunu anlatan birçok eser olup, yerli ve yabancı yazarlar tarafından kitap, makale ve broşürlerle, bütün dünyâya tanıtılmıştır.

Kaynak Rehber Ansiklopedisi