KIZILDENİZ HAKKINDA BİLGİ


KIZILDENİZ HAKKINDA BİLGİ NEDİR, KIZILDENİZ HAKKINDA BİLGİ ANLAMI, KIZILDENİZ HAKKINDA BİLGİ HAKKINDA BİLGİ, KIZILDENİZ HAKKINDA BİLGİ DERS NOTU, KIZILDENİZ HAKKINDA BİLGİ ÖDEVİ sayfanın konularıdır.

Alm. Rotes Meer (n), Fr. Mer (f) Rouge, İng. Red Sea. Arabistan Yarımadası ile Afrika kıtası arasında bulunan deniz. Hint Okyanusunun bir kolu olan Kızıldeniz güneydoğu, kuzeybatı istikâmetinde uzanan bir coğrafî konuma sâhiptir.

Güney ucundan Bâbel-Mendeb Boğazı ile Hind Okyanusuna tabiî bir boğazla bağlı olan denizin 1869 senesinde Osmanlı Sultanı Abdülazîz Han zamanında açılışı yapılan Süveyş Kanalı ile de Akdeniz’e irtibatı sağlanmıştır. Yüzölçümü yaklaşık 438.000 km2 olup, Bâbel-Mendep Boğazından Süveyş Körfezinin kuzey ucuna kadar olan uzunluğu 2250 km civârındadır. Ortalama derinliği 488 m olup en derin yeri 21° kuzey enlemi üzerinde 2360 m’ye ulaşır. Kızıldeniz’in güney kısımları nisbeten daha geniş olup, kuzeye doğru gittikçe daralır. Kuzeyde 27°45’ kuzey enleminden îtibâren de Sina Yarımadası ortada kalmak üzere iki kola ayrılır. Bu kollardan biri kuzeydoğu istikâmetinde olup, Akabe Körfezi ismini alır. Diğeri ise denizin aynı istikâmetteki Süveyş Körfezidir. Akabe Körfezi, Süveyş Körfezine göre daha kısa, dar fakat buna karşılık daha derindir. Akabe Körfezinin 180 km kadar olan uzunluğuna mukabil Süveş Körfezinin uzunluğu yaklaşık 315 kilometredir.

Kızıldeniz’in çevresinde bulunan karalarda, güney bölgesindeki Yemen ve batısındaki Habeşistan’ın çok az bir kısmı istisnâ olmak üzere çöl iklimi hâkimdir. Deniz suyu sıcaklığı bütün sene boyunca 25-31°C arasında değişmektedir. Bu îtibârla bölgede sıcaklığın çok fazla olması, ayrıca Kızıldeniz’e dökülen sürekli hiçbir akarsuyun bulunmayışı tuzluluk oranının çok yüksek olmasına sebeb olur. Binde kırk gibi bir değere varan bu oran dünyâda okyanuslarla irtibâtı olan denizler içinde bir benzeri bulunmayan yüksekliktir. Kızıldeniz’deki kışın muson rüzgarlarının tesiriyle kuzeybatı istikâmetinde mevcut olan üst akıntı, yaz mevsiminde tam tersi bir istikâmette olur. Kızıldeniz sâhilleri boydan boya mercan kayalıklarla kaplıdır. Bu kayalıklar bâzan deniz seviyesinin üzerinde bâzan da deniz yüzeyinin biraz altında yer alırlar. Karalarla olan bağlantısı umumiyetle sarp yamaçlar hâlindedir. Bâzan dar kıyı ovalarının da yer aldığı bölümler mevcuttur. Kızıldeniz’de bulunan pekçok küçük adanın tamâmı volkanik asıllıdır. Bunlardan en önemlileri Yemen yakınlarındaki Kamarun ve Farsan Adaları, Habeşistan açıklarındaki Dahlak Adaları ile Akabe Körfezi önlerinde bulunan Tiran Adalarıdır. Yoğun bir deniz trafiğine sâhib olan Kızıldeniz’de ticâret gemilerinin uğradığı bir liman mevcut değildir. Kızıldeniz sâhillerindeki limanlar tamâmen mahallîdir. Milletlerarası nakliyat yapan ticâret gemileri, buralarda hiç uğrak vermeden geçerler.

Kızıldenizle ilgili târihî bilgiler çok eskilere dayanır. Târihî bilgilerin yanısıra bir de efsâne yer alır. Bu efsaneye göre, Kızıldeniz’in yerinde eskiden mâmur bir memleket bulunmaktaydı. Bir kral tarafından orada yaşayan rakibini mahv etmek için Bâbel-Mendeb Boğazı açtırılarak Okyanus istilâsına uğratılmış, böylece bölge sularla doldurulmuştu. M.Ö. tahminen 1300 yılları civârında hazret-i Mûsâ’nın kendisine inananlarla birlikte Firavun’un zulmünden kaçarken Allahü teâlânın Kızıldeniz’in sularını yarması ve Müslümanların buradan geçtikleri ve Firavun’un askeriyle birlikte boğuldukları Kur’ân-ı kerîmin birçok âyetlerinde açıkça bildirilmektedir. (Bkz. Mûsâ Aleyhisselâm)

Kavminle denizi geçtikten sonra onu olduğu gibi bırak. (Âsânı tekrar vurup açılmış olan yolları kapatma. Açık bırak.) Zirâ Firavn ve askeri o yollara girip gark olacaklar, boğulacaklardır. (Duhân sûresi: 24)

“İsrailoğullarını denizden (Kızıldeniz’den sâlimen karşı tarafa) geçirdik. Firavun ve askeri ise zulüm ve saldırganlıkla onların ardına düşüp geldiler. (Deniz, Mûsâ aleyhisselâm ve kavmi için yarılmıştı ve onlar, selâmetle karşıya geçmişlerdi. Firavun ve kavmi denizi o hâlde görünce girdiler.) Denizin ortasında bulundukları bir sırada yolların etrafında bulunan sular kapanıverdi. Firavun’un askeri boğuluyordu. Firavun da sular arasında kalıp yaşamasından ümit kesip, boğulacağını anlayınca; Benî İsrâil’in îmân ettiği Allah’tan başka ilah olmadığını tasdik ve O’na îman ettim. Ben de Müslümanlardanım, dedi. (Ona); “Önceleri Mûsâ’yı (aleyhisselâm) dinlemeyip, isyan ve fesadda bulunduğun halde şimdi elinden her şey gidince ve nefsinden, kendinden ümit kalmayınca mı îman ediyorsun. Bugün senin cesedini denizden çıkarıp bir yüksek mahalle bırakırız ki senden sonra gelenlere ibret olasın. Fakat, insanların çoğu, bizim alâmet ve âyetlerimizden gâfillerdir. Tefekkür etmezler ve ibret almazlar (denildi).” (Yûnus sûresi: 90-92)

Kızıldeniz’in bütün lisanlarda ismi “kırmızı” mânâsına gelen kelimelerle ifâde edilir. Bu ismin verilmesinde gösterilen rivâyetler arasında, deniz kenarlarındaki mercan kayalarından güneş ışıklarının yansıması ile etrâfındaki toprakların kızıl olması ve denizdeki canlıların denize böyle renk verebileceği yer almaktadır. Meşhur Osmanlı târihçisi Kâtib Çelebi Cihânnümâ adlı eserinde, “kızıl” isminin Yunanlılar tarafından “Eritra” isimli Farslı bir hükümdar ismine izâfeten verildiğini bildirir. Pîrî Reis ise Kitab-ı Bahriye adlı eserinde Kızıldeniz’den “Bahr-i Zenci” ismiyle bahsetmiştir.

Çok eski devirlerden beri Kızıldeniz üzerinde çok fazla bir ticârî faaliyet vardır. İslâm devletleri 16. asırdan îtibâren, Portekizliler daha sonra, Hollandalılar ve İngilizler Kızıldeniz’in güney kısımlarında bazı teşebbüslerde bulundular. Bu arada Ümit Burnu yolunun keşfi üzerine Kızıldeniz Avrupa’nın Hindistan ile olan ticâretindeki önemini kaybetti. Daha sonra 1869’da Süveyş Kanalının açılması ile eski ticârî önemini tekrar kazanmıştır. Basra Körfezindeki zengin petrol yataklarının bulunmasıyla petrol nakliyatı Kızıldeniz’in ehemmiyetini bir kat daha arttırmıştır.

Siyâsî bakımdan Kızıldeniz sahilleri 16. asırda tamâmen Osmanlı hâkimiyetindeydi. Birinci Dünyâ Harbi sonuna kadar Osmanlı Devletinin hâkimiyeti devam etmiş, bundan sonra ise doğu sâhilleri İtalyanlar, İngilizler ve güneyinde Fransızlar hâkim olmuşlar, daha sonraları bu hâkimiyetlerini dolaylı olarak burada yaşayan Sudan, Habeş ve Mısırlılar vâsıtasıyla korumaya çalışmışlardır.

Kaynak Rehber Ansiklopedisi