MUHAMMED SADIK HAKKINDA BİLGİ


MUHAMMED SaDIK HAKKINDA BİLGİ NEDİR, MUHAMMED SaDIK HAKKINDA BİLGİ ANLAMI, MUHAMMED SaDIK HAKKINDA BİLGİ HAKKINDA BİLGİ, MUHAMMED SaDIK HAKKINDA BİLGİ DERS NOTU, MUHAMMED SaDIK HAKKINDA BİLGİ ÖDEVİ sayfanın konularıdır.

İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin birinci oğlu. 1591 (H.1009) senesinde Hindistan’ın Serhend şehrinde doğdu. 1616 (H. 1025)da yirmi dört yaşındayken, babasından önce, doğduğu yerde tâûn hastalığından vefât etti.

Tasavvuf ilimlerinde çok iyi yetişip, evliyâlığın yüksek derecelerine kavuşmuştur. Tâlim ve terbiyesiyle, önce dedesi Abdül-Ehad hazretleri meşgûl olup, onu yetiştirdi. Daha sonra İmâm-ı Rabbânî’nin hocası Muhammed Bâki-billah’ın sohbetinde bulunup, ondan feyz aldı. Yüksek kâbiliyeti ve yaratılışı sebebiyle henüz yedi-sekiz yaşında iken yüksek hâllere kavuştu. Bâki-billah hazretleri, kendi talebelerinin yetişmesini İmâm-ı Rabbânî’ye bırakması üzerine, o da babasına talebe oldu. Aklî ve naklî ilimlerde de çok kuvvetliydi.

Bir defâsında, Şiraz’dan Hindistan’a aklî ve naklî ilimlerde çok yüksek derecede olan bir âlim gelmişti. Muhammed Sâdık o âlimle derin ilimlere dâir biraz konuştu. Sözlerini bitirince, Şirazlı âlim; “Bu genci görmeyince Hindistan’daki talebelerden birinin aklî ilimlerdeki derin meseleleri böylesine idrâk etme kuvvetini anlayamamıştım” dedi.

Muhammed Sâdık ile görüşüp konuşan zenginler; “Bu genci gördüğümüz zaman dünyâdan soğuyoruz, dünyâya düşkün olmaktan kurtuluyoruz” derlerdi.

Daha küçük yaşta iken yerlerin ve kabirdekilerin hâlleri husûsunda üstün bir keşfe sâhipti. Bâki-billah hazretleri onu, mezarların başına götürür ve o mezarlarda yatanların hâllerinin nasıl olduğunu sorardı. O da hemen herbirinin hâlini gördüğü gibi anlatırdı. Bir defâsında amcası ticâret için bir sefere çıkacaktı. Amcasıyla birlikte dedesi Abdül-Ehad hazretlerinin kabrini ziyâret ettiler. Kabrin başında bir müddet murâkabe ederek oturduktan sonra başını kaldırıp; “Dedem amcamın bu sefere çıkmasını istemiyor.” dedi. Amcası sefere çıktı, fakat gittiği yerde vefât edip, bir daha geri dönemedi.

Bulunduğu memlekette vebâ (tâûn) hastalığı yayılmıştı. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Bu tâûn biz gitmedikçe geçmez.” Kendisi tâûn hastalığına yakalanıp vefât etti. Oradaki tâûn hastalığı azaldı. Sonra da hiç kalmadı.

Babası İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin Mektûbât adlı eserinde bu oğluna ve diğer oğullarına yazdığı birçok mektup toplanmıştır.

Kaynak Rehber Ansiklopedisi