ORUÇ HAKKINDA BİLGİ


ORUÇ HAKKINDA BİLGİ NEDİR, ORUÇ HAKKINDA BİLGİ ANLAMI, ORUÇ HAKKINDA BİLGİ HAKKINDA BİLGİ, ORUÇ HAKKINDA BİLGİ DERS NOTU, ORUÇ HAKKINDA BİLGİ ÖDEVİ sayfanın konularıdır.

Alm. Fasten (n), Fr. Jeûne (m), İng. fast. İslâmın beş şartından biri. Diğerleri; kelime-i şehâdet getirmek, namaz kılmak, zekât vermek ve hacca gitmektir. İslâmın beş şartından dördüncüsü, mübârek ramazan ayında, her gün oruç tutmaktır. Oruç, Hicretten on sekiz ay sonra, şâban ayının onuncu günü, Bedir Gazâsından bir ay evvel farz oldu. “Ramazan”, yanmak demektir. Çünkü, bu ayda oruç tutan ve tövbe edenlerin günâhları yanar, yok olur (Bkz. Ramazan). Oruca Arapçada savm denir. Oruç tutmaya ve orucun başladığı vakte “imsak”, orucu açmaya da iftar adı verilir (Bkz. İftar). Oruç tutmak için gece kalkıp yenilen yemeğe de sahur denir. (Bkz. Sahur)

Oruç, imsak vaktinden yâni fecrin doğuşundan güneşin batışına kadar yemek ve içmekten uzaklaşmak demektir. Bunun mânâsı, insanlara açlığın ve susuzluğun ne demek olduğunu öğretmektir. Tok, hiçbir zaman açın hâlini bilmez ve ona merhamet etmez. Oruç, toklara aç insanların neler çektiğini öğretir. Aynı zamanda nefse hâkimiyeti tâlim eder. Farz olan oruç tutma zamânı arabî aylara göre tâyin edildiğinden, her sene evvelki seneye göre on gün evvel gelir. Bu sebepten bâzan yaza, bâzan kışa isâbet eder. Yaz orucuna dayanamayan hasta kimseler orucu kışın kazâ edebilecekleri gibi, büsbütün oruç tutamayacak olan çok ihtiyar kimseler oruç mukâbilinde fidye, yâni sadaka vererek bu borçlarını edâ ederler. (Bkz. Fidye, Sadaka)

İslâm dîninde zor, işkence yoktur. Sıhhatini fedâ ederek, hastalanarak, ibâdet etmeyi Allahü teâlâ hiçbir zaman istememiştir. Allah, çok kerîm ve gafur ve rahîmdir. Tövbe edenleri affedici ve merhametlidir.

Oruç tutmak, Müslümanlara vazîfe olduğu gibi diğer ilâhî dinlerde de emredilmişti. Kur’ân-ı kerîm’de meâlen; “Ey îmân edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sizin üzerinize de Ramazan orucu farz kılındı. Umulur ki, Allah’a karşı gelmekten sakınırsınız!” (Bakara sûresi: 183) ve; “Sizden kim Ramazan ayında bulunursa oruç tutsun!” (Bakara sûresi: 185) buyruldu. Bir hadîs-i şerîfte de buyruldu ki: “Bir kimse Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilir, vazîfe bilir ve orucun sevâbını yalnız Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günâhları affolur.”

İslâmiyetin ilk yıllarında her ay üç gün ve aşûre orucu tutulurdu. Bu emir, ramazan orucu farz kılınınca nesh edildi, kaldırıldı. Bu günlerde oruç tutmak herkesin arzusuna bırakıldı.

Şâban ayının son günü, Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem hutbelerinde buyurdu ki: “Ey Müslümanlar! Üzerinize öyle büyük bir ay gölge vermek üzeredir ki, bu aydaki bir gece (kadir gecesi), bin aydan daha faydalıdır. Allahü teâlâ, bu ayda her gün oruç tutulmasını emretti. Bu ayda, geceleri terâvih namazı kılmak da sünnettir. Bu ayda, Allah için ufak bir iyilik yapmak, başka aylarda, farz yapmış gibidir. Bu ayda bir farz yapmak, başka ayda, yetmiş farz yapmak gibidir. Bu ay sabır ayıdır. Sabredenin gideceği yer, cennettir. Bu ay, iyi geçinmek ayıdır. Bu ayda müminlerin rızkı artar. Bir kimse, bu ayda, bir oruçluya iftâr verirse, günâhları affolur. Hak teâlâ, onu Cehennem ateşinden âzâd eder. O oruçlunun sevâbı kadar, ona sevâb verilir.”

Orucun şartları: Oruç; akıllı ve bülûğ çağına giren, sıhhatli olan, yolcu, misafir olmayan, kadınlardan hayız (âdet) ve nifas lohusa) halleri bulunmayan her Müslümana farzdır. Ramazân-ı şerîf orucu bu şartlara sâhip her Müslümana farz olduğu gibi, tutamayanların kazâ etmeleri de farzdır.

Oruç ve Ramazan hilâli: Müslümanların Ramazan ayı girince oruç tutması farzdır. Ramazan hilâli görülünce oruca başlanır. Hilâl, gökte ayın kavis şeklindeki ilk görüntüsüdür. Ramazan olmak için hilâli, yâni gökte ayı görmek veya görülmezse, şâban ayı otuz gün tamam olmak lâzımdır. Hadîs-i şerîfte; “Ayı görünce oruç tutunuz! Tekrar görünce, orucu bırakınız!” buyruldu. Bu emre göre, Ramazan ayı hilâlin (yeni ayın) görülmesiyle başlar. Hilâli görmeden önce yapılan hesap ile başlanmaz. Ramazan hilâli hesapla bulunan günde veya bir gün sonra görülebilir. Fakat hiçbir zaman hesapla anlaşılandan önce görülmez. Şâban ayının otuzuncu gecesi, bir şehirde hilâl görülünce bütün dünyâda oruca başlamak lâzım olur. Gündüz görülen hilâl gelecek gecenin hilâlidir. Gökte ramazan hilâlini aramak ve görünce devletin tâyin ettiği yetkili kimseye haber vermek, Müslümanlara emirdir, vazîfedir.

Oruca fecr-i sâdık denilen beyazlığın ağarması ile başlanır. Oruç, fecrin ağarmasından, güneş batıncaya kadar, yemeği, içmeği ve cimâ’ı, cinsî münâsebeti terk etmektir. Bir gün evvel güneş batmasından, oruç günü dahve-i kübrâ (kaba kuşluk) ya kadar, Ramazan orucuna kalp ile niyet etmek de farzdır. Belli gün olan adak orucunun ve nâfile orucunun niyet zamânı da böyledir. Her gün ayrı niyet etmek lazımdır. Ramazan orucuna niyet ederken Ramazan demeyip, yalnız oruç demek, nâfile oruç demek de câizdir. Dahve vakti, oruç müddetinin yarısıdır ki, öğleden bir saat kadar evveldir. Kazâ ve keffâret orucuna ve muayyen olmayan adak oruçlarına fecirden sonra niyet edilmez. (Bkz. Fecir)

Kutuplara ve ay’a giden Müslümanın da, seferî olmaya niyet etmedi ise, bu ayda gündüzleri oruç tutması lâzımdır. Yirmi dört saattan daha uzun günlerde, oruca saat ile başlar ve saat ile bozar. Gündüzü böyle uzun olmayan bir şehirdeki Müslümanların zamânına uyar. Eğer oruç tutmazsa, gündüzleri uzun olmayan yere gelince kazâ eder. Kâfir memleketinde bulunan esir, Ramazan ayının zamânını bilemezse, araştırıp zannettiği vakitte bir ay oruç tutar. Sonra, zamânını öğrenince, zamanından önce tutmuş ise, hepsini kazâ eder. Zamânından sonra tutmuş ise, câiz olup, kazâ yerine geçer.

İmâm-ı Rabbânî rahmetullahi aleyh Mektûbât kitabının birinci cilt, kırk beşinci mektubunda buyuruyor ki: “Ramazân-ı şerîf ayında yapılan, nâfile namaz, zikir, sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda, bir oruçluya iftâr verenin günahları affolur. Cehennemden âzâd olur. Resûlullah, bu ayda, esirleri âzâd eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene, bu işleri yapmak nasîb olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer. Bu ayı fırsat bilmelidir. Elden geldiği kadar ibâdet etmelidir. Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ay, âhireti kazanmak için büyük fırsattır. Kur’ân-ı kerîm Ramazanda indi. Kadir gecesi, bu aydadır. Ramazân-ı şerîfte, hurma ile iftâr etmek sünnettir. İftar edince; “Zehebezzama’ vebtelletil urûk ve sebe-tel-ecr inşâallahü teâlâ” duâsını okumak, terâvih kılmak ve hatim okumak mühim sünnettir.

Orucun farzları: 1) Niyet etmek, 2) Niyeti ilk ve son vakitleri arasında yapmak, 3) Fecr-i sâdık, yâni tan yeri ağarmasından güneşin batmasına kadar olan zaman içinde, orucu bozan şeylerden sakınmaktır.

Orucun çeşitleri: 1) Farz oruçlar: Farz oruç da, iki kısımdır: Muayyen zamandaki oruç ve Ramazan-ı şerîf orucu. 2) Muayyen zamanda olmayan farz oruçlar: Kazâ ve keffâret oruçları böyledir. Fakat, keffâret oruçları farz-ı amelîdir. Yâni, inkâr eden kâfir olmaz. 3) Vâcib oruçlar: Bunlar da, muayyen olur. Belli gün veya günler oruç adamak gibi. 4) Sünnet olan oruçlar: Muharremin dokuzuncu ve onuncu günleri oruç tutmak gibi. 5) Müstehab oruçlar: Her arabî ayın 13,14 ve 15. günleri oruç tutmak gibi ve yalnız cumâ günü oruç tutmak ve kurban bayramı arefesinde oruç tutmak gibi. Yalnız cumâ günü oruç tutmak mekruh olur da denildi. Cumâ günü oruç tutmak isteyenin, perşembe veya cumartesi günü de tutması iyi olur. Çünkü, sünnet veya mekruh denilen bir işi yapmamak lâzımdır. 6) Haram oruçlar: Fıtır (Ramazan) bayramının birinci günü ve Kurban bayramının her dört günü oruç tutmak haramdır. 7) Mekruh oruçlar: Muharrem’in yalnız onuncu günü (Aşûre’de) oruç tutmak ve yalnız cumartesi günleri oruç tutmak ve nevruz ve mihrican günleri oruç tutmak ve bütün sene, her gün oruç tutmak ve konuşmamak şartı ile oruç tutmak mekruhtur.

Orucu bozan şeyler: Ramazan ayında, oruçlu olduğunu bildiği halde ve fecir ağarmadan evvel niyet etmişken, faydalı bir şey yemekle, içmekle, yâni gıdâ veya devâ olarak yenilmesi âdet olan veya zevk ve keyif veren bir şeyi ağızdan mîdeye sokmakla ve cimâ yapmak yapılmakla oruç bozulur ve kazâ ve keffâret lâzım olur. Bu târife göre, sigara içmek orucu bozar. Hem kazâ, hem keffâret lâzım olur. Çünkü dumandaki katı ve sıvı zerreler tükrük ile mideye giderler.

Orucu bozup yalnız kazâ gerektiren şeylerden bâzıları şunlardır:

1) Hatâ ile bozularak, meselâ abdest alırken boğazına su kaçmak, 2) Boğazına kar, yağmur kaçmak, 3) Tehditle, zorla orucu bozulmak, 4) Tahâretlenirken içeriye su kaçmak, 5. Burnuna sıvı ilâç koymak, 6) Burnuna kolonya çekmek. 7) Ud ağacı ve anber ile tütsülenip dumanını çekmek. 8) Başkasının içtiği sigara dumanını isteyerek çekmiş olmak. 9) Kulağın içine yağ ve ilâç damlatmak. 10) Derideki yaraya konan ilâcın içeriye girmesi. 11) Vücûdun herhangi bir yerine iğne ile ilâç şırınga etmek. 12) İsteyerek, zorlayarak ağız dolusu kusmak. 13) Dişi kanayan veya diş çektiren bir kimsenin ağzındaki kanı yutması. Veyahut tükürükle müsâvi (eşit) miktarda karışık kanı yutmak. 14) Uyurken ağzına su akıtmak. 15) Boğazına huni ile bir şey akıtmak. 16) Ramazanda sabaha kadar niyet etmeyip, sonra bir şey yiyip içmek. 17)Fecir olduğunu yâni imsak vaktinin bittiğini bilmeden yiyip içmek. 18) Güneş battı zannederek orucu bozmak. 19) Geceden dişleri arasında kalan nohut kadar şeyi yutmak. Nohuttan küçük ise bozmaz. 20) Oruçlu olduğunu unutarak yiyip-içmeye devâm etmek. Eğer orucunun bozulmadığını bildiği halde yiyip içmeye devâm ederse keffâret de lâzım gelir. 21) İhtilâm olduktan sonra orucunun bozulduğunu zannederek yiyip içmeye devâm etmek. Bozulmadığını bilerek yiyip içerse keffâret de gerekir. 22) Ağrıyan dişini morfin vurdurarak çektirmek zorunda kalan kimse, orucu bozulduğu için yiyip içerse sâdece kazâ îcâb eder. 23) Seferde iken ikâmete niyet edip, sonra yiyip içmek. 24) Mukim iken sefere çıkınca yiyip içmek. 25) Uyku hâlinde bir şey yemek.

Orucun kazâsı: Arka arkaya olduğu gibi ayrı ayrı günlerde de bir gün için, bir gün oruç tutmaktır. Aralıklı tutarken, araya başka Ramazan gelirse, önce Ramazânı tutmalıdır.

İhtiyar olup, ölünceye kadar Ramazan orucunu veya kazâya kalmış oruçlarını tutamayacak kimse ve iyi olmasından ümit kesilen hasta zengin ise, her gün için bir fıtra miktârı, yâni 1750 gram buğday veya un veya kıymeti kadar altın veya gümüş parayı, bir veya birkaç fakire vermelidir. Ramazanın başında veya sonunda toptan hepsini bir fakire de verebilir. Sonradan kuvvetlenirse, Ramazan oruçlarını ve kazâ oruçlarını tutması lâzımdır.

Orucun keffâreti: Ramazan ayının hürmet perdesini yırtmanın, yâni Ramazan orucunu bile bile bozmanın cezâsıdır. Oruç keffâreti için ard arda altmış gün oruç tutmak lâzımdır. Altmış gün sonra, tutmadığı orucu da tutması lâzımdır. Ramazan günü özürsüz bir orucu bozmanın cezâsı altmış gün, bir gün kazâsı ile 61 gün oluyor. Bunun için keffârete halk arasında “61” denmektedir.

Keffâret orucu, hastalık, yolculuk gibi bir özür ile veya bayram günlerine rastlamak sebebiyle bozulursa veya Ramazana rastlarsa, yeniden başlanması lâzımdır. Kadınlar özür sebebiyle bozunca, yeniden başlamazlar. Özrü bitince geri kalan günleri tutarak, altmışı tamamlar. Devamlı hasta ve çok yaşlı olup altmış gün oruç tutamıyan kimse, altmış fakiri bir gün doyurur. Aç olan altmış fakiri, bir günde iki kere doyurmak lâzımdır. Bir fakiri, her gün iki defâ doyurmak üzere altmış gün yedirmek de olur. Altmış fakirin her birine 1750 gram buğday veya un, yahut bunların kıymeti kadar ekmek, başka mal veya altın, gümüş vermek veya bunları bir fakire altmış gün vermek lâzımdır.

Orucu bozmayan şeyler: 1) Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içmek. 2) Rüyâda ihtilâm olmak. 3) Tentürdiyot ve yağ sürünmek ve sürme çekmek. 4) Gıybet etmek (gıybet orucu bozmaz ise de sevâbına mânidir). 5) İstemeyerek ağız dolusu kusmak. 6) İsteyerek, zorlayarak biraz kusmak. 7) Kulağına su kaçmak. 8) Ağzından, burnundan, boğazına toz, duman ve sinek kaçmak. 9) Oksijen gazı tüpü ile sun’î hava verilmek. 10) Başkalarının içtiği sigaranın dumanı sakındığı halde ağzına burnuna girmek. 11) Ağzını yıkadıktan sonra, ağzında kalan yaşlığı tükürükle yutmak. 12) Gözüne ilâç koymak. 13) Diş çukuruna ilâç koymak. 14) Yutmadan yemeğin tadına bakmak. 15) Çiçek ve kolonya koklamak. 16) Dişler arasında sahur vaktinden kalan nohuttan küçük şeyi yutmak. 17) Ağzına gelen kusuntunun geri gitmesi. 18) Orucu bozmaya niyet edip de bozmamak. 19) İğnesiz diş çektirmek. 20) Diş çıkartınca gelen kanı tükürmek. Yâhut kan tükürükten az ise yutmak da orucu bozmaz. 21) Arı sokmak, orucu bozmaz.

Oruçluya mekruh olan şeyler: 1) Herhangi bir şeyin tadına bakmak. 2) Sakız çiğnemek (çiklet sakız gibi değildir, orucu bozar). 3) Serinlemek için yıkanmak (çünkü böyle bir hareket ibâdet husûsunda sıkıntı çektiğini göstermek demektir). 4) Zayıf düşme ihtimâli varken, kan aldırmak, orucu bozmaz ise de mekruhtur. Yâni orucun sevâbını azaltır. Zarûret olmadıkça yapmamalıdır.

Orucun faydaları: Oruç, insanı hasta yapmaz. Oruç zayıfları kuvvetlendirir, zihinleri açar, Allahü teâlâ, faydalı şeyleri emreder. Zararlı şeyi emretmez. Orucun daha birçok faydaları vardır. Bunlardan bâzıları şunlardır:

1. Allahü teâlâ, yemek ve içmekten münezzehtir. Oruç tutmakla Allahü teâlânın ahlâkından birine yapışılmış olur. Hadîs-i şerîfte buyruldu ki: “Bir kimsede Allahü teâlânın ahlâkından bir ahlâk bulunursa, o kimse cennetliktir.”

2. Oruç gizli bir ibâdettir. Hadîs-i şerîfte buyruldu ki: “Gizli verilen bir gümüş, âşikâre verilen yedi yüz gümüşten daha üstündür.”

3. Oruç tutan nefsini yenebilir. Bu da üstün bir ibâdettir.

4. Oruç tutmakla şeytanı da yenmek mümkündür. Hadîs-i şerîfte buyruldu ki: “Şeytan damarlarınızda kan gibi dolaşır. Oruç tutmakla, yolunu daraltınız!”

5. Oruç tutmakla, meleklere benzemiş olunur. Hadîs-i şerîftlerde buyruldu ki: “Sâlihlerin hasletinden kimde bulunursa kıyâmette onlarla haşr olur.”

Allah yolunda bir gün oruç tutanın bedenini, Allahü teâlâ Cehennemden yetmiş sene uzak tutar.

6. On bir ay devamlı çalışan mîde ve ona bağlı olan âzâlar dinlenmiş ve sıhhate kavuşmuş olur. Vücutta birikmiş enerjileri harcar.

7. Oruç tutarak aç kalan Müslümanların aç kalan fakirleri hatırlama ve onlara yardım etme arzusu ve gayreti artar.

8. İftar dâvetleriyle dostluk, akrabâlık bağları kuvvetlenir.

9. Oruç münâsebetiyle yemek yeme işleri kısaldığından, yiyeceklere talep az olduğundan ucuzluk olur.

10. Oruçlu insan kızmaz, kalp kırmaz, kimseyi hattâ hayvanları bile incitmez.

11. Rızkı genişler. Para ve malı artar.

Orucun, insan bedeninde sağladığı faydalardan bâzıları da şunlardır: Oruç tutanlarda gündüz kan hacminin azaldığı, doku suyunun azaldığı ve sonuçta minima (küçük) tansiyonun düştüğü, kalbin rahatladığı tetkikler sonucu anlaşılmıştır.

Oruç tutan kişinin sinir sistemi de bir rahatlama içindedir. Bir ibâdeti yerine getirme mutluluğu gerginlikleri, sıkıntıları azaltır, yok eder.

Orucun hakîkatı: Oruçtan beklenen, yüksek faydaya kavuşabilmek için. 1) Gözü faydasız şeylere, haramlara bakmaktan korumalıdır. Kalbi meşgûl eden ve iyi işlerden alıkoyacak hususlardan gözü korumalıdır. 2) Dilini, yalan, gıybet, koğuculuk gibi kötü işlerden alıkoymalıdır. Orucun sevâbını muhâfaza edebilmek için dili, her türlü kötülükten uzak tutmalıdır. Hadîs-i şerîfte buyruldu ki: “Oruç bütün kötülüklere kalkandır. Oruçlu kimse câhillik edip de kötü söz söylemesin! Şâyet birisi kendisiyle itişip kakışmak isterse, ben oruçluyum diye mukâbelede bulunsun!” Oruçlu kimse, sâlih Müslüman gibi olmalı, kendisine sataşmaya kalkanlara karşılık vermemelidir. Herkesle iyi geçinmelidir. 3) Gıybet edenleri dinleyen, günaha ortak olduğu için, haram ve faydasız şeylerden kulağı muhâfaza etmelidir. 4) Gözü, dili, kulağı kötülüklerden koruduğu gibi, el, ayak ve diğer uzuvları da haramlardan ve şüphelilerden korumak lâzımdır. Mîdeye haram lokma sokmamaya çalışmalıdır. 5) Sahurda çeşitli ve kuvvetli gıdâlar yemekte mahzur yoksa da, iftar vakti tıka-basa yiyerek, oruçtan beklenen faydalara mâni olmamalıdır. 6) İftardan sonra, acabâ tuttuğumuz oruç kabûl edildi mi diye korkmalıdır.

Kaynak Rehber Ansiklopedisi