ŞÂBÂNI VELÎ HAKKINDA BİLGİ


ŞÂBÂNI VELÎ HAKKINDA BİLGİ NEDİR, ŞÂBÂNI VELÎ HAKKINDA BİLGİ ANLAMI, ŞÂBÂNI VELÎ HAKKINDA BİLGİ HAKKINDA BİLGİ, ŞÂBÂNI VELÎ HAKKINDA BİLGİ DERS NOTU, ŞÂBÂNI VELÎ HAKKINDA BİLGİ ÖDEVİ sayfanın konularıdır.

Anadolu’da yetişen evliyâdan. Kastamonu vilâyetinin Taşköprü kazâsında doğdu. 1569 (H.976) senesinde Kastamonu’da vefât etti.

Şâbân-ı Velî hazretleri küçük yaşta ilim tahsiline başladı. İstanbul’a giderek, tefsir, hadis, fıkıh gibi dînî ilimleri zamânının âlimlerinden öğrendi. İlimde yüksek dereceye ulaştıktan sonra, memleketi olan Kastamonu’ya dönerken, Bolu’ya geldiği sırada, tasavvufta Halvetiyye yolunun büyüklerinden Hayreddîn-i Tokâdî hazretlerini ziyâret etti. Hayreddîn-i Tokâdî bu kâbiliyetli talebeyi memleketine göndermeyerek, bir müddet yanında bıraktı. Daha sonra Hayreddîn-i Tokâdî hazretlerinin sohbetlerine devâm ederek, senelerce hizmetinde bulunan Şâbân-ı Velî, tasavvuf yolunda ilerledi. Hocasının 1535 senesinde vefâtından sonra, halîfesi oldu. Kastamonu’ya giderek, insanlara Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını anlatmaya başladı. İnsanların kurtuluşu için çalışıp pekçok talebe yetiştirdi. Üstün hâlleri ve kerâmetleri meşhur oldu.

Şâbân-ı Velî hazretleri zaman zaman şehrin kenarında bulunan bir ulu çınar ağacının yanına gider. Ağacın kovuğuna oturarak, Allahü teâlâyı zikreder, mahlûkları hakkında düşünürdü. Bir gün bu hâldeyken bâzı kimseler gelip Şâbân-ı Velî’yi çağırdılar. Gelenlerle birlikte şehre doğru yürümeye başladı. Yolda yürürlerken arkalarında bir gürültü koptu. Geriye dönüp baktıklarında koca çınar ağacının da peşlerinden geldiğini gördüler. Bunun üzerine Şâbân-ı Velî; “Ey yaşlı çınar! Daha gelme yerinde kal!” buyurdu. Köklerini sürükleyerek gelen ağaç olduğu yerde kaldı.

1586 senesinde Şâbân-ı Velî hazretleri hastalandı. Talebeleriyle ve yakınlarıyla ayrı ayrı helâlleştikten sonra, vefât etti. Kastamonu’nun Hisaraltı civârındaki türbesine defnedildi.

Şâbân-ı Velî hazretleri, takvâ ve verâ ehli olup, dünyâya hiç meyletmezdi. Haramlardan şiddetle kaçar, şüpheli korkusuyla mübâhların fazlasını terk ederdi. İnsanlara nasîhat etmekle ve Allahü teâlâyı anmakla vakitlerini kıymetlendirirdi. Çok fakir olduğu hâlde kendisine getirilen hediyeleri muhtaçlara ve yetimlere dağıtırdı. Halkın arasında Hak ileydi.

Kaynak Rehber Ansiklopedisi