SOKRATES HAKKINDA BİLGİ


SOKRATES HAKKINDA BİLGİ NEDİR, SOKRATES HAKKINDA BİLGİ ANLAMI, SOKRATES HAKKINDA BİLGİ HAKKINDA BİLGİ, SOKRATES HAKKINDA BİLGİ DERS NOTU, SOKRATES HAKKINDA BİLGİ ÖDEVİ sayfanın konularıdır.

Atinalı meşhur felsefeci. M.Ö. 470 ile 399 seneleri arasında yaşamıştır. Babası heykeltraş, annesi ebelik yapardı. Sokrates herhangi bir yazılı eser bırakmadığı ve hiç seyahat etmediği için, şahsiyeti ve ortaya koyduğu doktriniyle ilgili bilgiler Platon’un ve Xenophon’un eserlerinden alınmıştır. Platon ve Xenophon, Sokrates’ten yaklaşık olarak 45 yaş genç olup, Sokrates’in talebeleridir (Bkz. Eflâtun). Sokrates, Cpygr Pisagoros’dan talebesi denilecek şekilde etkilenmiştir. Aristo, Platon’un talebesidir.

Sokrates, vücut olarak kısa boylu, tıknaz bir yapıya sâhip olmasına rağmen, iyi bir savaşçıydı. Nefsine hâkimiyeti ve demokrasiyi savunduğu için hapsedildiğinde kendisini kurtarmaya gelenlere adâletin verdiği karara uyacağını söylemiştir. Vatanperverliği, her türlü bozuk düşünce ve ahlâksızlıkla mücâdele etmesine sebep olmuştur. İnsanî düşünceleri de ağır basıyordu. Peloponnes Savaşlarında Arcibiades’in hayâtını ve talebesi Xenophon ile Delium’u da ölümden kurtarmıştı.

Sokrates, tanrılar üzerine yazılmış mitolojik hikâyeleri saçma buluyordu. Tanrıyı, kendi kafasında yaratıcı ve idâre edici olarak kabul etmişti. Rûhun var olduğunu ve eğitimin kazandıracağı alışkanlıklarla kötülüklerinden temizlenip saf hâle gelebileceğini söylüyordu. Öldükten sonra rûhun nefesle vücûdu terkettiğini ve kaybolmadığını savunmuştur. Bu düşüncelerinden dolayı ölüme mahkum edilmiş ve zehirlenmek sûretiyle öldürülmüştür.

Sokrates bütün zamanını çarşıda, parklarda, sokaklarda gymnasia olarak adlandırılan yerde politika, şiir, sosyal konularda serbestçe konuşarak geçiriyor ve kendisine göre doğru ile eğriyi anlatıyordu. Konuşma metodu olarak önce soru sorar, sonra kendisi izah ederdi. Kötülüğün bilgisizlikten ileri geldiğini söylerdi.

Sokrates’in yaşadığı devir, baskı uygulanan Pericleas zamânına rastlar. Sokrates, tabiî ilimlere ilgi duymuş ve birçok sistemi öğrenmişti. Dünyânın yuvarlak veya tepsi biçiminde olduğu hususunda iki farklı kozmoloji bilgisine ilgi duymuştur. Kozmoloji sırasının akıldan kaynaklandığını, kâinatın bulunduğu şekliyle meydana geldiğini söylemiştir.

Faraziyeden (hipotez) giderek yanlış faraziyeleri tek tek ortadan kaldırmak sûretiyle doğruyu bulma metodunu ilk Sokrates ortaya atmıştır. Sokrates’in hipotezler fikrinin Aristo mantığının ortaya çıkışında büyük rolü olduğu kabul edilir. (Bkz. Mantık)

Sokrates’in düşünceleri ölümünden sonra, talebeleri tarafından yayılmıştır. Euclid de, Sokrates’ten ders almıştır. Sokrates ve talebeleri her şeyi akıl ile izah etmeğe çalışmışlardır. Hiçbir şey gerçek olmayıp, yalnız “Bir” olan vardır, demişler. Fakat, bir olarak aklı, zekâyı Tanrı’nın eş anlamı olarak almışlardır. Bu sebeple, “tabiat kânunları” gibi“Tanrı” düşüncesini de insan aklı bulmuştur. Tanrı fikri, “Kuvvetlilerin zayıflara yüklediği bir ağırlıktır.” demiştir. İnsan ahlâkıyla ilgili düşüncelerini ise, Tanrılar dışında yüksek bir âleme yöneltti. Tabiat kuvveti tâbirini kullanmadı. Sokrates’e göre Tanrı, kâinatla birlikte hem cisim, hem de rûh âleminde bir güçtür. Rûhun kaybolmadığına ve âhiret hayâtı olduğuna inanmıştır.

Sokrates’in bu bozuk düşünceleri, yaşadığı çağdaki Yunanlıların inandıkları ve tapındıkları birçok uydurma Tanrı ile dolu inanç dünyâlarına bir isyan ve tepki mâhiyeti taşır. “Tanrı” mefhumunu insan aklının bulduğunu ve bunun eski Yunan toplumunda kuvvetlilerin zayıflara bir çeşit tahakkümü olduğunu ileri sürmesi, eski Yunanlıların çok tanrılı inanç dünyaları ve günlük hayatlarının şekillenişi bakımından doğrudur. Ancak, peygamberlerin insanlığa tebliğ ettiği ilâhî dinler “bir olan Allah”a îmân ve ibâdet, kaynağını “vahiy”den almakta ve aklın ötesinde bulunmakta olduğundan Sokrates’in düşünceleri yersiz ve bozuk olmaktadır. Nitekim Sokrates, yalnız “Bir” olanın ve“Rûh”un varlığını, rûhun öldükten sonra yaşamasını ve âhiret hayâtının varlığını da eski peygamberlerin bildirdikleri ilâhî dinlerden kendilerine ulaşan nakillerden öğrenmiştir. Ancak yalnız kendi akıl ve mantıklarını rehber edindiklerinden bir peygambere îmân etmeyi kabullenememişler, böylece akıl ve mantıkları çerçevesinde sıkışıp kalmışlardır. “Bir” olan varlığa akıl ve zekâ demeleri de bundandır.

Kaynak Rehber Ansiklopedisi