TICARET HAKKINDA BİLGİ


TiCaRET HAKKINDA BİLGİ NEDİR, TiCaRET HAKKINDA BİLGİ ANLAMI, TiCaRET HAKKINDA BİLGİ HAKKINDA BİLGİ, TiCaRET HAKKINDA BİLGİ DERS NOTU, TiCaRET HAKKINDA BİLGİ ÖDEVİ sayfanın konularıdır.

Alm. Handel (m), Fr. Commerce (m), İng. Trade, commerce. Kazanç gâyesiyle yapılan alım-satım faaliyeti. İktisâdî malların elden ele geçerek sâhip değiştirmesidir. Geniş anlamda ticâret, parayla temsil edilen bütün malların kendi veya başkası hesâbına nakden veya hesâben sürekli olarak alınıp satılma faaliyetidir.

İnsan sonsuz ihtiyaçlar ve bu ihtiyaçların elde edilmesini sağlayan içgüdüler, akıl, zekâ ve rûhî kuvvetlerle birlikte yaratılmıştır. İhtiyaçların çok çeşitli olması insanları birlikte yaşamaya, birbirinden faydalanmaya, ticârete itmiştir. Kısacası insan, medenî yaratılmıştır, insanla birlikte ticâret var olmuştur. İlk insan ve ilk peygamber olan Âdem aleyhisselâm zamânında ticâretin vâsıtası olarak altın para basılmıştır. Arkeolojik kazılarda binlerce yıl öncesine âit ticârî ortaklık hükümlerini taşıyan taş levhalar kullanılmıştır. İnsanoğlunun gelişmelerine paralel olarak ticâret de, dünyâyı tek bir pazar kabul eden günümüz ticâret anlayışına doğru gelişme göstermiştir. Para, yazı, hukûkun gelişmesi, tekerlek, yelken, ticâreti atağa kaldıran ilk tesirlerdir.

Büyük çapta ticâret, denizci olan Fenikelilerle başladı. Ülke dışı ticâreti emniyet altına almak için 5. yüzyılda Romalılar tarafından harekete geçildi. 11. yüzyıldan îtibâren ticârette yenilik kendisini iyice gösterdi. İtalyan kıyı şehirleri gemilerle ülkelerarası ticâret yapmağa başladılar. İpekyolu, ticâretin can damarı oldu. Bu yol üzerindeki ülkeler zenginleştiler. On altıncı yüzyılda büyük keşiflerin yapılması, Amerika’nın ve Ümitburnu’nun keşfiyle İpekyolu’nun ehemmiyeti kayboldu. Afrika, Hindistan, Amerika ve Avustralya gibi ticârî bakımdan eldeğmemiş bölgeler bulan, gemicilikte ileri giden Avrupa Devletleri iyice zenginleştiler. Bu bölgeleri, insanına varıncaya kadar ticâret malı olarak gördüler. Büyük sömürge imparatorlukları kurdular ve bu bölgelerin her türlü zenginliğini kendi memleketlerine götürdüler. Buralarda ancak kan ve gözyaşı bıraktılar. Fransa, İngiltere, Portekiz, Hollanda ve İspanya bu zenginlikleri paylaşabilmek için 17. yüzyılda kendi aralarında kanlı mücâdeleler yaptılar.

Sanâyi devrimiyle birlikte hammadde alımı ve mâmul madde satımı ticâreti gelişti. Avrupa içinde karayolları yapılmağa başlandı. Himâyeci merkantilizmin karşısına, serbest dolaşım iktisâdî doktrini çıktı. Ticârette serbest dolaşım savunulmaya başlandı. Ticâretin gelişmesi, mâlî işlerle uğraşanlara ve tüccarlara faydalı oldu. Burjuva denen, zengin yeni bir sınıf doğdu. Avrupa toplumlarında sosyal dengeler değişti. On sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllardaki buharlı geminin, lokomotifin, telgrafın keşfi, mesâfeleri kısalttı. Ticâretteki ulaşım zorluklarını büyük ölçüde azalttı. Yirminci yüzyılda petrolün keşfiyle taşıtlarda ve sanâyide kullanılması ve havacılığın gelişmesi ticârette, dünyânın tek pazar hâline gelmesine sebep oldu. Yalnız ülke hudutları içinde değil, bütün dünyâda etkili devlet gücüne ulaşıp, hükümetlerin geleceğiyle oynayan büyük ticâret şirketleri ortaya çıktı. Savaş sanâyiinin de ticârete konu olması, küçük devletlerin kendi irâdeleri dışında savaşa sürüklenmelerine sebep oldu. Dünyâ ticâretini elinde tutanlar, dünyâ siyâsetine yön vermeye başladılar.

Ticâret günümüzde konuları îtibâriyle toptan, perakende, aracı olmakla birlikte, bölgelere göre iç ve dış ticâret diye ikiye ayrılır. Özellikle dış ticâret hızla gelişme göstermektedir.

İslâm dîninde ticâret: Kesb, helâl mal kazanmak demektir. Bütün ibâdetlerin kabul olması, helâl lokmaya bağlıdır. İslâm âlimleri ibâdetler on kısımdır, dokuz kısmı helâl kazanmaktır. Bir kısmı da bildiğimiz bütün ibâdetlerdir diye buyurdular.

En üstün kesb yolu, silâhla ve kalemle cihattır. İkincisi ticâret, üçüncüsü zirâat, dördüncüsü sanattır. Hem rızkını temin etmek, hem de İslâmiyete, insanlara hizmet etmek için mal kazanması gerekmektedir. Mal hayırlıdır. Çünkü mal, Müslümanın yardımcısıdır. Hadîs-i şerîfte; “Elinin emeği, alnının teriyle ye, dînini satıp yeme.” Diğer bir hadîs-i şerîfte; “Helâle, harama dikkat ederek çalışıp kazanan kimseyi, Allahü teâlâ çok sever.” buyruldu.

İslâmiyet, dîne ve insanlığa hizmet sebebi olan ticâreti övmüş, teşvik etmiş ve rızık kazanmanın ikinci yolu olarak ticâreti göstermiştir. Hadîs-i şerîflerde; “Bir Müslüman, helâl kazanıp, kimseye muhtaç olmaz ve komşularına, akrabâsına yardım ederse, kıyâmet günü, ayın on dördü gibi parlak, nurlu olacaktır.”; “Doğru olan tüccar, kıyâmette sıddıklarla ve şehitlerle berâber olacaktır.”; “En helâl şey, sanat sâhibinin kazandığıdır.”; “Ticâret yapınız! Helâl paranın onda dokuzu ticârettedir.” buyruldu.

Hazret-i Ömer; “Çalışınız, kazanınız, Allahü teâlâ rızkımı çalışmadan gönderir, demeyiniz! Allahü teâlâ gökten para yağdırmaz.” buyurmuştur. Bu sözler, İslâmiyet ticârete, sanata, ferdin istihsâl kapasitesinin genişlemesine, ekonomik sahada ilerlemeye mâni oluyor, diyenleri yalanlamaktadır.

Ticârette; satılan malı aşırı medhetmemeli, malın aybını gizlememeli, ölçüde hile etmemeli, satış fiyatında hile yapmamalıdır. Ticârette ihsan yapmalıdır. Ticârette ihsan altı türlü olur: 1) Müşteri fazla ihtiyacı olduğu için, çok para vermeye râzı olsa bile, fazla kâr istememeli. 2) Fakirlerin malını fazla parayla almalı. 3) Fiyatta ikram etmeli. 4) Borçluyu sıkıştırmamalı. 5) Alış-veriş yapan pişman olursa satışı geri çevirmeli. 6) Fakirlere veresiye vermeli.

Ticâret hukûku: Ticârî münâsebetleri düzenleyen hukuk dalı. Kara, deniz ve hava ticâret hukûku olmak üzere başlıca üç kısma ayrılır. Şimdi bunlara uzay ticâret hukûku da dâhil olmak üzeredir.

Türk Ticâret Hukûkunun günümüze gelinceye kadar üç safha geçirdiği görülür. 1) İslâm hukûkunca düzenlenen devre. Bu devrede müstakil ticâret kânunları yoktur. İslâm hukûkunun muâmelâta âit hükümleri ticârî işlerde uygulanmıştır. Bu devre Türklerin İslâmiyeti kabulleriyle başlar. 1839 Tanzimat Fermanına kadar devam eder. 2) Bu devrede, 1850’de yürürlüğe giren ve 1807 târihli Fransız Ticâret Kânununun tercümesi olan Kânunnâme-i Ticâret’le ticâret hayâtı düzenlenmek istenmiştir. Fakat bu kânun, örf ve âdete ters düştüğü için o zaman kargaşaya sebep olmuştur. 3) TürkiyeCumhûriyetinde şer’î hukûkun uygulanmasının kaldırılmasından sonra aynı Fransız Ticâret Kânunu yapılan değişikliklerle millî bünyemize uydurulmaya çalışılmış, yeni ticâret kânunu medenî kânunla birlikte 4 Ekim 1926’da yürürlüğe girmiştir. Fakat yeni kânunda zamanla birçok aksaklıklar görüldü. Hem millî bünyemize uymuyor, hem de medenî kânun ve borçlar kânunuyla çakışıyordu.

Yeni bir ticâret kânunu için çalışmalar yapılmağa başlandı ve 1 Ocak 1957’de 6762 sayılı günümüz Ticâret Kânunu yürürlüğe girdi. Türk Ticâret Hukûku, 6762 sayılı Ticâret Kânunu’yla birlikte, örf-âdet hukûku olarak hâlâ halk üzerinde tesirini kaybetmeyen İslâm Hukûku, Bankalar, Sermâye Piyasası, Parayla ilgili kânunlar, Medenî Kânun, Borçlar Kânunu ve milletlerarası ticâret anlaşmalarıyla düzenlenmektedir. Ülkemizde uygulanmakta olan 6762 sayılı Ticâret Kânunu’na göre:

Ticâret Mahkemeleri: Ticârî dâvâlara bakan ihtisaslaşmış Asliye Hukuk Mahkemeleridir. Eğer bir yerde ayrıca Ticâret Mahkemesi yoksa bunun görevine giren dâvâlara Asliye Hukuk Mahkemelerinde bakılır. Her iki taraf için ticârî sayılan hususlardan doğan hukuk dâvâlarıyla tarafların tâcir olup olmadıklarına bakılmaksızın aşağıdaki kânunlarda belirtilen hususlardan doğan hukuk dâvâları ticârî dâvâ sayılır ve ticâret mahkemelerinde görülür:

1) Ticâret Kânunları, 2) Medenî Kânunun 876 ve 884. maddelerinden, 3) Borçlar Kânununun 179, 180, 348, 352, 372, 385, 399, 403, 416, 429, 449, 456, 457, 463 ve 482. maddelerinden, 4) Diğer kânunlarda düzenlenmiş belli hususlardan doğan dâvâlar.

6762 sayılı Türk Ticâret Kânunu: 1 Ocak 1957’de yürürlüğe giren bu kânun 1475 maddeden ibârettir. Bir başlangıçla beş bölümden meydana gelmiştir. Birinci bölümde; ticârî işletme, tâcir (Bkz. Tâcir), ticâret sicili, ticâret ünvanı, haksız rekâbet, ticârî defterler, câri hesap, tellâlcılık, acente ve ticârete mahsus yerler düzenlenmiştir.

Ticârî işletme: Ticârethâne veya fabrika yâhut ticârî şekilde işletilen diğer müesseselere denir.

Ticâret sicili: Ticâret dâvâlarına bakan her Asliye Hukuk Mahkemesi bünyesinde tutulan ve kânunda belirtilen ticârî işletmenin adı, ticâret ünvanı gibi konuların yazıldığı kütük.

Ticâret ünvânı: Her tâcir, ticârî işletmesine bağlı muameleleri ticâret ünvanıyla yapmaya ve işletmesiyle ilgili her türlü evrakı bu ünvan altında imzâlamaya mecburdur.

İkinci bölümde ticârî şirketler; üçüncü bölümde kıymetli evrak adı altında, nâma, hâmile yazılı kambiyo (poliçe, bono, çek) senetleri ve emtia senetleri düzenlenmiştir. Dördüncü bölümde, deniz ticâreti; beşinci bölümdeyse sigorta hukûku düzenlenmiştir.

Ticâret Bakanlığı; Ticârî işleri idâre eden bakanlık. Osmanlı Devletinde bu bakanlığın işlerini 1839’da kurulan Ticâret ve Zirâat Nezâreti yürütürdü. Türkiye Cumhûriyetinde 1924’te kurulmuştur. İlk adı, İktisad vekâletiydi.Çeşitli dönemlerde çeşitli bakanlıklarla birleşti ve değişik isimler aldı. Görevleri: Yerli ve yabancı şirketleri denetler, iç ve dış ticâreti düzenleyici tedbirler alır. Ticâret ve Sanâyi Odaları, Ticâret Borsaları, Türkiye Odalar Birliği ve Esnaf kuruluşlarını denetler, yönlendirir. İhrâcat ve ithâlât programlarını düzenler. Son olarak Sanâyi Bakanlığı ile birleşerek Sanâyi ve Ticâret Bakanlığı adını aldı.

Dış ticâret: Ülkeler arası yapılan alış-veriş, ihrâcât-ithâlât. İç ticâret homojen, benzer bir yapıya sâhip olduğu, belli kânunlarla ve para birimleriyle yapıldığı hâlde dış ticâret heterojen ayrı cinsten bir yapıya, karmakarışık işlemlere, birden çok hukuk düzenine ve para birimine sâhiptir. Genelde ekonomisi kuvvetli olmıyan ülkelerin en büyük sıkıntısı zarûrî ihtiyaçlarını alabilecekleri dövizi bulabilmek olmaktadır. Türk ekonomisi de, 24 Ocak 1980 Ekonomik Tedbirleriyle kabuk değiştirmiş ve döviz elde edebilmek için dış ticâret öncelikli liberal bir ekonomik politika tâkip etmeye başlamıştır. İhrâcâtı teşvik edici tedbirler getirilmiş, ithâlâta kolaylıklar getirilerek iç piyasadaki fiyat artışları önlenmeye çalışılmıştır.

Dış ticâretin temel gâyesi daha az fiyatla daha iyi mal temin etmek, ülke malını daha iyi fiyat ve kuvvetli parayla satmaktır. 1944’ten sonra milletlerarası bir ticâret yönetmeliği hazırlamak için çalışmalar başladı. 1944’teki Bretton Foods Antlaşmaları, kambiyo, paralar ve kotalarla ilgili kuralları tâyin etti. Roma Antlaşması, 25 Mart 1957’de Ortak Pazarı meydana getirdi.

Kaynak Rehber Ansiklopedisi