Türkiye ekonomisi hakkında bilgi


Ekonomi

Tarım: Türkiye ekonomik yapı bakımından tarıma dayanan bir ülkedir. Tarım sektörü üretimle ilgili sektörler içinde en büyük payı almaktadır. Gayri sâfi millî hâsılaya % 20.5’lik bir katkısı vardır. Ülkenin % 35’i işlenen tarım arâzisidir. Ancak bugün tarım arâzisi olarak işlenen toprakların sınırlarına yaklaşılmıştır. Türkiye nüfûsunun büyük bir bölümü kır kesiminde yaşamakta ve gelirini tarımdan sağlamaktadır. Tarım sektörüne ayrılan kamu yatırımlarının % 60’ını sulama yatırımları meydana getirmektedir.

Türkiye, çeşitli iklim kuşaklarının etkisi altında bulunan ve bu yüzden, tropikal iklim bitkileri hâricinde dünyâda en çok bitki türüne sâhip ülkelerden biridir. Ekilen tarım arâzileri içinde hububat ekiliş alanı % 49’a varan bir oranla baş sırayı almaktadır. Bunun ardındansa endüstri bitkileri ve yağlı tohumlar gelmektedir. Buğday, arpa, çavdar, yulaf, mısır, darı, pirinç, mahlut, kuşyemi, bakla, bezelye, nohut, fasulye, mercimek, soya fasulyesi, börülce ve burçak başlıca hububat ve baklagil çeşitleridir. Sekiz milyon hektar civârında bulunan nadas alanlarının azaltılması için Tarım ve Orman Bakanlıklarının yaptığı çalışmalar sonucu bu miktar devamlı azalmaktadır. Bu alanlarda baklagil ve yer bitkilerinin münâvebeye sokulmasıyla hem insan beslenmesinde, hem de hayvan yemi olarak çok önemli olan bu ürünlerde, önemli üretim artışı sağlanmaktadır. Çorum-Çankırı bölgesinde yapılan proje çalışmaları sonuçları bu konuda önemli kazançların sağlanacağını göstermiş bulunmaktadır. Nitekim bu proje başlangıcında bölgede % 40-45 olan nadas alanları % 25’e indirilmiş ve burada münâvebeye sokulan mercimek ve nohut üretimindeki artışlar çiftçi gelirlerini ve ihrâcât imkanlarını arttırmış, böylece ülke ekonomisine büyük katkılar sağlamıştır.

Büyük ölçüde sulu tarıma dayalı olarak üretimi yapılan sanâyi bitkilerinin beslenmemizde, sanâyiye hammadde sağlanmasında ve ihracatta önemli yeri bulunmaktadır. Toplam bitki üretimine ayrılan arâzilerin yaklaşık % 7’sini ve toplam üretimin de % 25’ini sanâyi bitkileri meydana getirmektedir.

Tütün, pamuk, şekerpancarı, patates, kenevir başlıca sanâyi ürünlerimizi meydana getirmektedir. Özellikle tütün üretiminde tesirli denetim ve teknik yardım hizmetlerinin çiftçilere götürülerek tütün ekim alanlarının genişlemesi yerine, verim, kalite artışı ve ihracata önem verilmesi, şekerpancarı üretimindeyse şeker ithaline meydan vermeyecek gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir.

Türkiye’de pamuk, gerek üretici ve gerekse sanâyi sektörü ve dış ticâret bakımından geniş bir kesimi ilgilendiren, tarıma dayalı dokuma sanâyimizin hammaddesi olan, ihtiyaç duyulan döviz gelirinin 1/4’ünü tek başına sağlayan ve aynı zamanda ülkenin bitkisel yağ ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayan sanâyi bitkisidir.

Türkiye meyve ve sebze potansiyeli bakımından dünyânın sayılı ülkeleri arasındadır. Tarım üretim değerinin % 49’luk bölümünü meydana getiren hayvancılık ülke gelirinde önemli bir yer tutar. Millî gelir içindeki payı ise % 10 civârındadır. Ülkenin mevki ve değişik ekolojik bölgeleri hayvancılığa müsâit olup, büyük bir potansiyeli mevcuttur. Hayvan miktarı bakımından  dünyâ ülkeleri arasında önemli bir mevkiye sâhiptir. Genellikle koyun, keçi ve sığır yetiştirilir. Üç yanı denizlerle çevrili olan ve akarsuları ve gölleriyle geniş bir su ürünleri potansiyeli olan Türkiye için su ürünleri önemli bir faaliyet koludur. Fakat su ürünlerinin kişi başına yıllık tüketimi oldukça düşüktür. Ülkenin orman varlığı 1994 yılı îtibâriyle 20.200.000 hektar dolayındadır. Genellikle yüksek artma gücüne sâhip hızlı büyüyen türdeki ağaçların yetiştirilmesine hız verilmektedir. Bunun için okaliptüs ve kavak ağaçları bolca yetiştirilmektedir.

Sanâyi: Türkiye’de 1923 yılında çoğu ufak 341 endüstri kuruluşu olduğu tespit edilmiştir. 1927 yılında çıkarılan Sanâyi Teşvik Kânunundan faydalanılarak kurulan teşebbüsler toplamı 1932’de 1473’e ulaşmış; çalıştırılan işçi sayısı da 55.321’i bulmuştur. Büyük yatırımları gerektiren tesislerin 1930’lardan sonra devlet eliyle kurulmaya başlanması, sanâyileşme alanındaki ilk önemli adımı meydana getirmiş ve İkinci Dünyâ Savaşından sonra özel teşebbüs de daha geniş ölçüde yatırıma girişmeye başlamıştır.

Sanâyi sektörü genel olarak îmâlât, mâdencilik ve enerji gibi üç bölüme ayrılabilir. Yaklaşık % 55’e varan ağırlığı ile îmâlat sanâyii; tüketim malı üreten sanâyi (tütün, dokuma, giyim sanâyii gibi), ara malı üretim sanâyii (orman, deri, lastik, çimento vs.), yatırım malları sanâyii (kara-demiryolu taşıtları…) olmak üzere üç bölüme ayrılır. Bugün îmâlât sanâyiinde en büyük payları sırasıyla gıdâ, dokuma-giyim, petrol, demir-çelik ve kimyâ almaktadır. Sanâyi hakkında her ilde ayrıca geniş bilgi verilmiştir.

Türk ekonomisinin esas problemlerinden biri olan dış kaynaklara bağlılığının azalması, toplam ihrâcat içinde sanâyi ürünlerinin payının artmasına önem verilmektedir.

Türkiye ekonomisinde tarım ve hizmetler sektörlerinin büyük ağırlık taşıması ve teknolojik zayıflık dış ticâret yapısına da yansımıştır. Son zamanlarda ihrâcat ağırlık kazanmıştır. Özellikle ihrâcat yapısını sanâyi ürünlerine dökmek prensip olmuştur. Başlıca ihraç maddeleri şunlardır: Hububat, tohumlar, sanâyi bitkileri, meyve-sebze, hayvanî ürünler, su ürünleri, yeraltı zenginlikleri, çimento, lastik, plastik, deri-kösele, dokumacılık ve mâdenî eşyâlar. Genellikle OECD ve AT ülkeleriyle olan ihrâcât azalmıştır. Buna karşılık Ortadoğu ve İslâm ülkelerine olan ihrâcat büyük ölçüde artmıştır. Türkiye ihrâcatının en çok yapıldığı ülkeler sırasıyla:; Almanya, Irak, Libya, ABD, İsviçre, İran, Fransa, BDT, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Mısır’dır. Türkiye’nin ithâlâtı 1978 yılının başlarına kadar hızla genişlemiş, bir ara durgunlaştıktan sonra artış hızına devam etmiştir. Genellikle yatırım maddeleri, hammadde, tüketim maddeleri, makina-techizat ve inşaat malzemeleri ithal edilmektedir. Hammadde ithâlâtı Türkiye ithâlâtı içinde % 73’lük bir oranla en büyük payı almaktadır. İthâlâtın yapıldığı başlıca ülkeler; OECD ülkeleri, AT ülkeleri, Almanya, Danimarka, Fransa, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, İrlanda, İtalya, Yunanistan, ABD, Rusya ve Japonya’dır. Yine son yıllarda İslâm ülkeleriyle olan ithâlat büyük bir artış göstermiştir. Bunlar içerisinde en büyük payı ise Irak, Libya, İran, Suudi Arabistan almaktadır.

Ulaşım: Türkiye’de ulaşım devlet eliyle yönetilmektedir. Kara, demir, deniz ve hava yollarıyla ilgili her türlü yapım, onarım, yönetim ve denetim işleri Ulaştırma Bakanlığına bağlı bulunur. (Bkz. Demiryolları, Deniz Ulaşımı, Karayolları)

Bunun yanısıra taşıma işlerinin bir bölümü özel sektör eliyle yapılmaktadır. Ancak bu işin denetimi de kamu tarafından yapılmaktadır. Ulaştırma ve haberleşmeyle ilgili işler Ulaştırma Bakanlığının ilgili birimleri tarafından yapılmaktadır.

Türkiye’nin posta, telefon ve telgraf hizmetlerini sağlayan PTT ayrıca, adli tebligat işlerini, posta çekleriyle ilgili işleri yürütür, radyo ve televizyon alıcılarına âit ruhsatnâmeleri verir, bunların yıllık ücretlerini alır ve milletlerarası telsizci şehâdetnameleri verir.

PTT’nin bu işleri yürüten kuruluşunda Merkez Teşkilât, Yönetim Kurulu ile Genel Müdür ve Yardımcılarından meydana gelmektedir. Yine Merkezde Araştırma ve Geliştirme Kurulu, Tetkik Kurulu ve Teftiş Kurulu Başkanlıkları ile Hukuk Müşâvirliği ve Savunma Sekreterliği bulunmaktadır.

Türkiye’deki hava, deniz ve kara yollarıyla ulaşımın genel durumu ise şöyledir:

Hava yolu: Dünyânın belli başlı şehirlerinden kalkan uçaklar İstanbul havaalanına iniş yapmaktadırlar. Bâzı uçak şirketleri ise, Ankara’ya iniş yaparlar. İzmir, Antalya, Adana ve Dalaman havaalanları Carter uçaklarına açıktır.

Deniz yolu: Deniz yolunu tercih edenler İstanbul ve İzmir ile Ege ve Akdeniz kıyılarında otuz kadar limanda karaya çıkabilirler. Akdeniz’in önemli limanlarıyla bu iki Türk limanı arasında düzenli seferler vardır. Ayrıca Adriyatik kıyılarındaki İtalya limanlarıyla, İzmir arasında feribot seferi bulunur. Karadeniz, İstanbul arasında da düzenli seferler yapılır.

Kara yolu: Kara yoluyla seyahat etmek isteyenler, özel araba, otobüs veya treni seçebilirler. Avrupa’nın büyük merkezlerinden hemen hemen her gün İstanbul’a tren seferleri yapılmaktadır. Aynı şekilde İstanbul’dan hareket eden Toros Ekspresiyle Irak ve Suriye’ye gitmek mümkündür. Öte yandan Türkiye ile İran arasında kurulan demiryolu hattı iki ülke arasında doğrudan bağ meydana getirmektedir. E-5 Avrupa Turistik Karayolu, Edirne yakınlarında Kapıkule Türk sınırını geçerek İstanbul’a uzanır.

Türkiye karayolu şebekesi son otuz yılda büyük ölçüde gelişmiş bulunmaktadır. Uzunluğu 319.133 kilometreyi bulan yolların 64.000 km’lik kısmı asfalttır. Öteki bölümü stabilize yollardır.

Türkiye’de özellikle kış aylarında doğu bölgesinin kar altında kalmasına rağmen yollar her mevsimde kullanılabilir durumunu korumaktadır. Kıyı boyunca giden yollar ilgi çekici güzel görüntüler vermektedir.

Kara yollarıyla bağlantılı olarak 8000 kilometrelik demiryolları da kendi aralarında önemli şehir merkezlerine bağlanırlar. Pekçok hat üzerinde yataklı, kuşetli veya pulmanlı vagonlar bulunmaktadır.

Su ürünleri: Üç yanı denizlerle çevrili olan ve akarsuları ve gölleriyle geniş bir su ürünleri potansiyeli olan Türkiye için su ürünleri önemli bir faaliyet kolu olmaktadır. Su ürünleri bakımından Türkiye’nin potansiyeli şöyle bir tablo içinde gösterilebilir:

Kıyı şeridi: 7200 km

Tabiî göl: 203.550 hektar

Baraj gölü: 149.515 km2

Akarsu: 175.715 km

Gölet: (300 kadar)

Ancak bu zengin potansiyelden çeşitli sebeplerle uzun yıllar faydalanılamamıştır.

Ucuz hayvansal protein kaynağı olarak halkın beslenmesinde (dengeli beslenme) büyük önemi olan su ürünlerinin kişi başına yıllık tüketimi, dünyânın bu konuda gelişmiş ülkeleriyle karşılaştırılmayacak kadar düşüktür.

Deniz ürünlerini muhâfaza edilecek yerlerin azlığından, genellikle kıyı kesimlerinde tâze olarak tüketilen balığın Doğu Karadeniz’de yıllık tüketimi kişi başına 35-40 kg’ı bulurken, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde bir kg’ın altına düşmüştür. Pazarlama, soğuk muhâfaza, taşımacılık konusundaki gerekli tedbirler alındığında, halkın su ürünleri tüketimi alışkanlığı zamanla gelişerek bu tüketim dengesizliği giderilebilecektir.

1971 yılında yürürlüğe giren 1380 sayılı Su Ürünleri Kânununun, Tarım ve Köyişleri Bakanlığına verdiği görevleri yürütmekle görevli Su Ürünleri Dâire Başkanlığının aldığı tedbirlerle, üretim yıldan yıla artmaktadır.