YILAN (OPHIS) HAKKINDA BİLGİ


YILAN (Ophis) HAKKINDA BİLGİ NEDİR, YILAN (Ophis) HAKKINDA BİLGİ ANLAMI, YILAN (Ophis) HAKKINDA BİLGİ HAKKINDA BİLGİ, YILAN (Ophis) HAKKINDA BİLGİ DERS NOTU, YILAN (Ophis) HAKKINDA BİLGİ ÖDEVİ sayfanın konularıdır.

Alm. Schanger, Fr. Serpent, İng. Snake. Uzun vücutlu, bacaksız, sürüngenlerin genel adı. Omurgalı hayvanlardan sürünenler (Reptilia) sınıfının, pullu sürüngenler (Squamata) takımına giren kalabalık bir alt takımı meydana getirirler.

Boalar (Boaefornia), su yılanları (Colubriformia), solucan yılanları (Opoterodonta), geniş başlılar (Amblycephalidiformia) ve oluklu zehirdişliler (Solenoglypha) olmak üzere beş bölüme ayrılırlar. Bu bölümler de çeşitli familyaları ihtivâ ederler. Dünyâda 3000 kadar yılan türü bilinmektedir. Bunların çok azı zehirlidir. Sıcak bölgelerde yaşayan soğukkanlı (değişken ısılı) etçil hayvanlardır. Dış kulak deliği ve zarı yoktur. Dillerinin ucu çatallı olup, alt çenedeki bir yarıktan uzatılıp çekilebilmektedir. Alt ve üst göz kapakları birleşerek saat camı gibi şeffaf saydam bir lens meydana getirmiştir.

Vücutlarını örten boynuzsu tabakanın kalınlaşmasından pulları meydana gelmiştir. Bu sâyede vücuttaki suyun buharlaşma ile kaybı önlenmiş olur. Vücutlarını örten pulların şekli ve rengi sınıflandırmada önemli rol oynar. Salgı bezleri olmadığından derileri dâimâ kurudur. Büyümeye mâni olduğu için zaman zaman deri değiştirirler.

Dişler besini tutmaya yarar ve geriye doğru yatıkçadır. Zehirli yılanlarda ön çenede uzun oluklu zehir dişleri de vardır. Bunlarda tükrük bezleri, zehir bezine dönüşmüştür. Yürekleri üç gözlüdür. Yarım bir zar ile kısmen ayrılmış olan karıncıkta karışık kan bulunur. Vücutlarında da karışık kan dolaşır. Güneşin altında yatarak vücutlarını sıcak kayalara temas ettirerek, vücut ısılarını yükseltirler. Sonbaharda, kuytu yerlere çekilerek kışı hareketsiz ve uyuşuk olarak geçirirler. İlkbaharda, kış uykusundan uyanınca tekrar ortalıkta görünmeye başlarlar.

Canlı hayan avlayarak beslenirler. Böcek, karınca yiyenleri olmakla beraber, fâre gibi kemirgenlerin baş düşmanıdırlar. Boa ve piton gibi büyükleri avlarını sıkarak öldürdükten sonra yutarlar. Bütün yılanlar avlarını parçalamadan bütün olarak yutarlar. Çeneleri 180° ye kadar açıldığından iri avlarını yutmakta zorluk çekmezler. Küçük bir bahçe yılanı, iri bir kurbağayı rahatça yutabilir. Ziraat için zararlı, fâre, tavşan gibi kemirgenleri yiyerek yok ettiklerinden bir bakıma faydalı da sayılırlar. Kuş ve kertenkele de yerler. Zehirlerinden de panzehir yapılarak faydalanılmaktadır.

Yılanlar, genellikle üç metre öteyi göremezler. Koku almada burun deliklerini değil dillerini kullanırlar. Uzun ve çatallı dillerinin her iki ucu havadan ve yerden gelen kimyâsal kokuları alır. İçeri çekildiğinde dil ucundaki kokular damaktaki jakobson organında duyu hâline dönüştürülür. Engerek yılanları zehirledikleri avının izini dilleriyle tâkip ederler ve ölüsünü bularak yutarlar. Yılanların burun delikleri, ağız kapalıyken alt çenedeki hava borusunun üzerine geldiğinden ağızlarını açmadan solunum yaparlar. Avlarını yutarken ağız açık olduğundan burun deliklerinin hava borusuyla ilgisi kesilir. Böyle zamanlarda, vücutlarında bulunan hava torbalarındaki yedek havadan faydalanırlar. Çoğu yılanların sâdece sağ akciğerleri gelişmiştir. Diğeri âdetâ kaybolmuştur. Boa ve piton yılanlarında sol akciğerler küçüktür. İri avların yutulması uzun sürdüğü zaman ağız tabanında bulunan soluk borusunun girişi ağızdan dışarı çıkarılabilir. Bu özellik büyük hayvanları yemek için bir adaptasyondur, yılana ağız dolu olduğunda dahi nefes alma imkânı sağlamaktadır.

Dış kulakları olmadığından, uzun zaman yılanlar sağır zannedildi. Çeneleriyle kulakları arasında kemik bağlantıları olduğundan, üzerinde bulunduğu toprağın yansıttığı sarsıntıları kolayca işitirler. Çenesini yere koyan çıngıraklı bir yılan çok uzaktan gelen bir atın ayak seslerini kolayca duyabilir. Yılanların bulunabildiği arâzilerden geçen bir insan, gürültülü ayak darbeleriyle yürüdüğünde hiçbir yılana rastlamaz. Bâzı yılanların göz ve burunları arasında ince zarlı iki çukur bulunur. Bunlar, sıcak kanlı hayvanların vücutlarından yayılan ısı dalgalarını (infrared) tespit ederler. Bunların sâyesinde avlarını karanlıkta bile bularak tâkip ederler.

Boa yılanlarının çoğunda dudaklarını çevreleyen pullarda ısı his organları vardır. Bunların sâyesinde karanlıkta gözle görünmeyecek şekilde gizlenen sıcak kanlı hayvanları bularak avlarlar. Bu tabiî infrared dedektörleri (kızılötesi ışınları seçebilen araç) yalnız boa, çıngıraklı ve çukur engerek yılanlarında bulunur. Türkiye’de kum boa yılanı ve birçok engerek çeşidi vardır.

Yılanlar seyrek yerler, yiyecek hazır olsa bile bu düzenlerini bozmazlar. Büyük bir piton yılanı senede 7-8 defâ yemek yerken, daha küçük yılanlar haftada veya on günde bir yerler. Yılanlar 290 gününü aç geçirebilirler. Zaman zaman dillerini suya değdirerek veya başlarını suya dokundurarak su da içerler. Aç oldukları zaman besin bulmak için uzun mesâfeler katetmekten çekinmezler. Bunun dışında zamanlarının çoğunu uyuşuk hâlde geçirirler. Sâdece vücutlarını gerekli ısı seviyesine getirmek için hareket ederler. Anakonda, boa ve piton gibi büyük yılanlar avlarını önce vücutlarıyla sarar ve sıkarlar. Nefes darlığından ölen hayvanları sonra yutarlar. Bu sıkıştırma esnâsında avın kemiklerinin kırıldığı az görülmüştür.

Yılan zehiri av etini eritmeye yarayan kuvvetli bir sindirim sıvısıdır. Zehirsiz yılanlarda bile zehirli olan kuvvetli bir sindirim sıvısı vardır. Ağızlarına parmak sokulduğunda veya dişlendiğinde tükürüklerinden dolayı yanma ve şişme yapar. Dişleri sökülen zehirli yılanlarda dişler tekrar sürer. Yılanların renkleri ve boyları çeşitlidir. Zehirli yılanların başları üçgen ve kuyrukları küt olduğu söylenirse de bunlar kesin belirtiler olamaz. Her yılan zehirli kabul edilerek sakınmak gerekir.

Yılanlar yumurtlayarak ürerler. Yumurtalardan ergine benzer yavrular çıkar. Bunlar hemen başlarının çevresine bakarlar. Boa, anakonda ve engereklerin çoğu yavrularını doğurur. Bunlar gerçek doğum değildir. Yumurtalar ana karnında gelişip açıldığından doğum gibi görülür. Buna “‘ovoviviparite” denir. Sarı engerek, yumurtlar. Pitonların bâzılarının dişisi, yumurtaların üzerine kıvrılarak kuluçkaya yatar. Yumurtalar 2-3 ay içinde açılır. En küçük yılanlar 5-10 cm uzunlukta olan kör yılanlardır. Karınca ve yumurta ile beslenirler. Toprağı kazarak hızla içine girerler. Çift süren çiftçiler ona rastlayınca, yılan değil, solucan zannederler. Türkiye’de de bol bulunurlar.

En büyük yılanlar arasında 5.4 metre uzunlukta olan kobra, 10 metre boyunda piton ve 11.2 metreye varabilen anakonda yılanıdır. Yılanlarda kaburgaların uçları serbesttir. Uçlarındaki kaslar, karın pullarına bağlıdır. Kaslar yardımıyla pulları dikleştirip yatırmak sûretiyle yol alırlar. Pullar, çengel gibi toprağı kavrayarak vücûdu ileri çekerler. Buna dayalı çeşitli sürünme stilleri vardır. Su yılanları vücutlarını “s” şeklinde dalgalandırarak yüzerler.

Yılanlar çok hızlı hareket eder gözükürler. Fakat bu yılanın meydana getirdiği görünüşte olan bir aldatmadır. Aslında diğer hayvanlarla karşılaştırılacak olursa yılanlar çok yavaş hareket ederler. Hızları saatte 3.2-6.4 km’dir. Hız bakımından rekor, Afrika mambasındadır. Bu da saatte 11.2 km hız yapabilmektedir.

Yılanların çoğu türleri 10-20 sene, daha büyük türler 30 sene civârında yaşarlar. En büyük düşmanları kedigiller, yırtıcı kuşlar ve mongo denen bir memelidir. Sâdece yılanla beslenen yılanlar da vardır. Kobra âilesinin üyeleri iyi yılan yiyiciler olup, “kral kobrası” çok nâdir başka bir şey yer. Vücut renkleri bulundukları ortama adapte olacak şekildedir. Çöl yılanı açık kum renginde, orman yılanları yeşil yaprak rengindedir. Gece aktif olan yılanlar, gündüzleri kaya altları, oyuklarda ve bu gibi yerlerde gizlenirler. Siyah bir yılan zıplayan bir kurbağayı kovalayabilir, fakat kurbağa zıplamayıp olduğu yerde kalınca onu göremez. Her ne kadar bu kurbağa bir insanın gözüne kolayca görülebilirse de yılan onun orada olduğunu ancak diğer bir his organıyla anlayabilir. Su yılanlarının çoğu sâdece soğuk kanlı hayvanlarla beslenen zehirsiz hayvanlardır. Görünüşleri engerek yılanlarına benzer. Bâzan uzmanlar bile su yılanlarını zehirli engerek yılanlarından çok zor ayırt ederler. Su yılanlarında zehir dişleri yoktur ve kuyrukları yavaş yavaş daralır. Engereklerin ise uzun zehir dişleri vardır ve kuyrukta daralma daha sert bir haldedir. Su yılanlarına sazlıklar arasında, su kenarlarında bol rastlanır. Türkiye’de de çoktur. Genellikle yeşilimtrak sarı renklidirler. Su kenarlarında güneşte yatmayı severler. Buralarda kurbağa ve fâre avlarlar. Tehlike ânında hızla suya dalarak kaybolurlar. Suyun altında ustalıkla balık avlayanları vardır. Dere ve nehirlerde yavaş hareket eden balıkları avladıklarından, ortada hep aktif ve sağlıklı balıklar kalır. Bu da balıkçılık için önemlidir.

Ok yılanı, yol ve çit kenarlarında, yıkık yerlerde barınır. Siyahımtrak bir rengi vardır. Kertenkele ve fâre avlayarak beslenir. Hızlı ve vahşîdir. Çöreklenerek avlarının üzerine atılarak gövdesiyle yıkar ve yutar. Boyu 1-1.5 metre kadardır. En zehirli yılanları yer ve zarar görmez. İnsan ve hayvanlardan da korkmaz. Çoğunlukla sıçrayarak atlar dudaklarından ısırır. Yakalandıklarında çoğunlukla ısırırlar. Bunun zehirsiz olduğunu bilmeyenler çok korkarlar. Isırığı hemen yıkamalıdır. Büyük bir tehlike olmamakla berâber ısırılan yerde yanma ve şişme olur.

Kaynak Rehber Ansiklopedisi