ZEMZEM HAKKINDA BİLGİ


ZEMZEM HAKKINDA BİLGİ NEDİR, ZEMZEM HAKKINDA BİLGİ ANLAMI, ZEMZEM HAKKINDA BİLGİ HAKKINDA BİLGİ, ZEMZEM HAKKINDA BİLGİ DERS NOTU, ZEMZEM HAKKINDA BİLGİ ÖDEVİ sayfanın konularıdır.

Mekke-i mükerremede, Mescid-i haram içerisinde, Kâbe’nin Hacer-i esved köşesi tarafında bulunan kuyudan çıkan mübârek su. Zemzemin çeşitli isimleri vardır. Allahü teâlâ zemzem ile İsmâil aleyhisselâmı suya kandırdığı için, “Sakıyyullâh-ı İsmâil”, inananlara fayda verdiği için “Nâfiâ”, doya doya içenlerin Cehennem azâbından kurtulacakları müjdesinden dolayı, “Büşrâ”, berrak ve sâfiyetinden dolayı “Muazzibe”; bozulmadığı için, “Sâlime”; sıhhat ve berekete sebep olduğu için “Meymûne”; yemeğin yerini tuttuğu için “Kâfiye”; içenler rahatlık ve âfiyet bulduğu için “Âfiye” denilmiştir.

Zemzem suyu, İbrâhim aleyhisselâm zamânında çıkmıştır. Buhârî’de Abdullah ibni Abbâs’ın bildirdiği hadîs-i şerîfte hâdise şöyle cereyan eder:

Hazret-i İbrâhim zevcesi (hanımı) Hâcer ile oğlu hazret-i İsmâil’i bugünkü Mekke-i mükerreme şehrinin bulunduğu yere getirdi. Yanlarına da içi hurma dolu bir sepet ve su dolu bir testi bıraktı. O sırada Mekke-i mükerremede kimsecikler olmadığı gibi içecek su da yoktu. İbrâhim aleyhisselâm onları bırakıp Şam’a dönüp gitmek üzereyken hazret-i Hâcer; “Ey İbrâhim! Görüşecek bir ferd, yiyip içecek bir şey bulunmayan bir vâdide bizi bırakıp nereye gidiyorsun?” dedi. İbrâhim aleyhisselâm cevap vermeyip yoluna devâm edince, Hâcer tekrar; “Bizi burada bırakmayı sana Allahü teâlâ mı emretti?” diye sordu. İbrâhim aleyhisselâm; “Evet Allahü teâlâ emretti.” diye cevap verince; “Öyleyse Allahü teâlâ bizi zâyi etmez ve korur.” diyerek oğlunun yanına döndü. Bir müddet sonra su bitip oğlunun susuzluktan toprak üstünde yuvarlandığını görünce üzüldü. Su bulma ümidi ile Safâ ile Merve tepeleri arasında koşuşmaya başladı. Hacda Safâ ile Merve tepeleri arasında gidip gelme buradan gelir. Bu sırada Cebrâil aleyhisselâm topuğu ile veya kanadı ile yeri kazıp su çıkardı. Hazret-i Hâcer bunu görünce zâyi olmasın diye hemen suyun etrâfını çevirip havuz hâline getirdi. Bir taraftan da testisini doldurmaya çalışıyordu. Cebrâil aleyhisselâm Hâcer’e; “Sakın mahvoluruz diye korkmayınız. İşte şurası Beytullah (Kâbe)dır. O beyti şu çocukla babası yapacaktır. Allahü teâlâ o beytin ehlini zâyi etmez.” dedi. Hâcer bu şekilde yaşarken Cürhüm Kabîlesi geldi. Hâcer’den izin alıp oraya yerleşti. Zemzem suyunun çıktığı yer sonradan İbrâhim aleyhisselâm tarafından kazılarak kuyu hâline getirildi. Önceleri kurak ve ıssız bir yer olan Mekke, Zemzemin ortaya çıkması ile şenlendi. Kuşlar gelip cıvıl cıvıl dolaşmaya başladı.

Yemen kabîlelerinden Cürhümîler, burada yerleşip Mekke şehrini kurdular. İsmâil aleyhisselâm büyüyünce, babasına yardım edip, Allahü teâlânın emriyle Kâbe’yi yaptılar. Allahü teâlâ Mekke’yi mübârek kılıp, insanların Kâbe’yi tavâf etmesini emreyleyince, her taraftan insanlar akın akın Kâbe’yi tavâfa geldiler ve zemzemin suyundan içtiler. Açlar doyup susuzlar kandı ve hastalar şifâ buldu. İsmâil ve çocukları, gelen hacıların ibâdetlerini kolayca yapmalarını sağlayıp, İsmâil’in (aleyhisselâm) akrabâları olan Cürhümîler de onların hukûkuna riâyet ettiler. Yıllar sonra İsmâil aleyhisselâm vefât etti. Muhammed aleyhisselâmın nûrunu taşıyan oğlu Kaydar da vefât etti. Cürhümîler, akrabâlıkları münâsebetiyle Kâbe’nin idâresini ele geçirdiler. Zamanla Kâbe’ye ve Harem-i şerîfe hürmetsizlik edip Harem-i şerîfte günâh işlediler. İsmâil’in (aleyhisselâm) torunları çevreye dağıldılar, sonunda Cürhümîler de, düşmanları olan Huzâa kabîlesi tarafından Mekke’den çıkarıldı. Huzâalar Mekke’ye ve Kâbe’nin idâresine hâkim oldular. Cürhümîler, çıkarlarken Zemzem kuyusuna Kâbe’nin kıymetli eşyâlarını doldurup, ağzını kapatarak, kuyuyu belirsiz hâle getirdiler. Yıllar geçince hâfızalardan silinerek tamâmen unutuldu.

Aradan uzun seneler geçti. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin dedesi Abdülmuttalib’e bir gece rüyâsında zemzemin yeri haber verildi. Abdülmuttalib zemzem kuyusunu bulup, oğulları ile berâber onu kazdı. İçinden kılıçlar, zırhlar ve altından yapma geyik sûretleri çıktı. Zemzem kuyusunu tamâmen temizleyip Kâbe’yi ziyârete gelenlere zemzem dağıtmaya başladı. Peygamber efendimizin asr-ı saâdetlerinde (zamanlarında) hacılara zemzem dağıtma (sikâye) vazîfesi Abdülmuttalib’in oğlu Abbâs’a verildi (Bkz. Abbâs bin Abdülmuttalib). Yüzbinlerce hacı içtiği, yıkandığı ve memleketine götürdüğü halde, kuyudaki zemzem tükenmiyor, şimdi her gün motorla ve geniş bir hortum ile gece gündüz çekildiği halde bitmek bilmiyor.

Zemzem kuyusu, Mescid-i harâm içinde, Hacer-i esved köşesi karşısında ve köşeden sekiz metre uzakta bir odadadır. 1,8 metre yükseklikte taş bileziği vardır. Bu odayı, İstanbul’da Beylerbeyi Câmiini yaptıran Sultan Birinci Abdülhamîd Han yaptırmıştır. Odanın mermer döşeli zemîni duvarlara doğru meyillidir. Duvar diplerinde olukları vardır. Kuyuya su sızmayacak şekilde ustalıklı yapılmıştır. Kuyu ağzı, bu hizâdan bir buçuk metre kadar yüksektir. Târihin kıymetli yâdigârı olan bu güzel sanat eseri, 1963 (H. 1383) yılında yıktırıldı. Kuyu ağzı ve birkaç metre çevresi, yeryüzünden birkaç metre aşağı indirildi.

Hadîs-i şerîflerde buyruldu ki:

Yeryüzünde bulunan kuyuların en hayırlısı, Zemzem suyunun mübârek kuyusudur.

Zemzem-i şerîfin suyu mübârektir.

Zemzem suyu hastalara şifâ verir. Onu içenler, yemek yemiş gibi açlıklarını giderirler.

Zemzem suyu ne için içilirse, ona şifâdır.

Kim hac niyeti ile Beyt-i şerîfe (Kâbe’ye) gelip yedi tavâf etse, sonra Makâm-ı İbrâhim’e gelip iki rekat tavâf namazı kılsa, ondan sonra Zemzem kuyusuna gelip suyundan içse, Cenâb-ı Hak onu, anasından doğduğu gün gibi günâhından tertemiz yapar.

Zemzem içmeden önce şu duâ okunur: “Allahümme innî es’elüke ilmen nâfian ve rızkan vâsian ve şifâen min külli dâin ve sekamin birahmetike yâ erhamerrâhimîn: Allah’ım! Senden faydalı ilim, bol rızık ve her türlü hastalıktan şifâ dilerim.”

Câbir’in (radıyallahü anh) rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte; “Zemzem suyu ne için içilirse, ona şifâdır.” buyruldu. Abdullah ibni Abbâs; “Zemzem-i şerîfin kendisine mahsus en açık husûsiyeti, hangi niyetle içilirse faydasının da ona göre olmasıdır.” buyurdu. Eğer içen şifâ niyeti ile içerse şifâ bulur, muhâfaza için içerse hıfzolunur; harâret gidermek için içilirse, harâreti giderir. Bütün bunlar, hadîs-i şerîfte bildirileni denemek kastıyla değil, hâlis niyetle olmalıdır. Yoksa Hak teâlâ, imtihân için hareket edeni rezil ve rüsvâ eder. Abdullah ibni Mübârek hazretleri zemzemi içerken, kıyâmet günü olacak olan susuzluğun giderilmesi için niyet ederek içerlerdi.

Bahr-ül-Amîk ve Menâsik-i İbn-ül-Acemî kitaplarında buyruldu ki: Zemzem-i şerîfi cenâb-ı Hak’tan mağfiret talebiyle içenlerin; “Yâ Rabbî! Ben, Resûlullah efendimizin; «Zemzem-i şerîf her ne niyetle içilirse, şifâsı onun içindir.» buyurduklarından haberdar oldum. Yâ Rabbî! İşte ben onu günahlarımın affedilmesi için içiyorum. Ey Allah’ım! Beni magfiret eyle.” diyerek içmelidir. Hastalıklardan şifâ için içenler ise; “İlâhî! Ben zemzem-i şerîfi, şifâ için içiyorum. Yâ Rabbî! Muzdarib olduğum bu hastalıktan beni kurtar!” diye duâ ederek içmelidir.

Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk’in torunu Muhammed radıyallahü anh anlatır: “Bir gün İbn-i Abbâs’ın huzurundaydık. Bir adam geldi. İbn-i Abbâs, ona nereden geldiğini sordu. Zemzem kuyusundan geldiğini söyleyince; “Resûlullah efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem sünnet-i şerîfi üzere Zemzem içebildin mi?” buyurdu. O zât da; “Zemzem içtim. Ama sünnet-i şerîf üzere nasıl içildiğini târif ederseniz memnun olurum.” deyince; “Zemzem içileceği vakit kıbleye dönmeli ve Allahü teâlânın ismini anarak doyuncaya kadar içmeli, içme esnâsında üç nefes alıp, sonunda Allahü teâlâya hamdetmelidir.” Ayakta su içilmez. Zemzem suyu, abdest aldıktan sonra kalan su ve ilaç yutmak için içilen su ayakta içilebilir.

Zemzem suyunun Harem hâricine nakli, Müslüman memleketlerine teberrüken götürülmesi, abdest alınması ve gusl edilmesi câizdir. Ancak zemzem ile istincâ yapanlar, sıkıntılı hastalıklara tutulurlar.

Kaynak Rehber Ansiklopedisi