AĞLAMA ŞİİRLERİ

AĞLAMAK GÖZ YAŞI DÖKMEK DUYGULANMAK İÇERİKLİ ŞİİRLERDEN BİR DEMET

AĞLAMA   Ağlama, gözleri kızarmış çocuk!
Tek damla yaşın düşmesin yere.
Bak, tek güzelliğimiz yokluk,
Sana bir öğüt; ağlama boş yere.



Ne olursa olsun hiçbir şey değmez,
Senin bir damla gözyaşına.
Ağlayana kimse boyun eğmez.
Kimse bakmaz kimsenin yaşına..



Ne kadar kötülük, pislik varsa;
Sen herşeyi tertemiz öğren.
Eğer yüzüne gözyaşı yağarsa;
Seni garip sanır her gören.



Ağlama sakın çocuk, ağlama!
Korkmayana zarar gelmez, bunu bil.
Sevgini hep söyle, sakın saklama.
Aklından korkuyu, gözünden yaşı sil...

Ahmet Hamdi Tanpınar 
( 1901 - 1962 )
AĞLAMA Ağlama... Bir masaldır, yolcu, hayat dediğin.
Damarından ayrılan kanınla beslediğin
Gözyaşına değer mi bu çektiğin acılar?



Düşün ki akşam büyük bir iştahla yediğin,
Senin alın teriyle bin kere ödediğin
Bir lokma ekmeğine göz dikenler bile var.
 


Şimşek yetmez mi eğer ışıksa istediğin?
Ne çıkar boş midene yetmezse gündeliğin,
Başında mavi gökler tavanınsa ne çıkar?



Çamurlanmak düşürmez değerini çeliğin.
Gel yine sen bugün de paçavralarla giyin,
Yarın sıcak bir örtü hazırlıyor sana kar. 

1928 
 Yaşar Nabi Nayır
( 1908 - 1981 )
AĞLAMAK  
Bir elimde ölüm fermanım
bir elimde sevdam
birbirine kenetleyip ellerimi 
yürüdüm
gecenin bir vaktidir
kirli sarı ışığı sokak lambalarının
ve karanlığın bilindik gözleri
ardımdadır



İz tutmuş duvar diplerinde
telaşlı adımlarıyla işçilerin
tedirgin korkulu akışı
ve donup kalmış akşamları
kapı önlerinde kadınların
çocuklarını kollarından kapışı



Kentin damarı sokaklardan 
el ayak çekilmiştir
kan çekilmiştir
can çekilmiştir
atmaz atardamarları kentin
bu kent İstanbul kentidir
yedi tepesinde yedi hançer
öyle savrulmaz her rüzgarda
kolayına gülmez
yas tutuyor etekleri
ve yalandır cümbüşlü şarkılarda 
İstanbul kenti



Kentin sokaklarında beni
adım adım dolaştıran nedir
yalnız mı kalmak istiyorum
karışmak mı yoksa kalabalığa



Belki
belki de değil
ama yadsımak neye yarar
mutlak seni arıyorum
seni direncimin genç anası
seni gözlerimin karası
hazır kırmışken yasakları
ve örülmeden gözlerime ağlamanın ayıbı
acının çocukları gibi
koyup başımı göğsüme
yüreğimi döke döke
ağlamak istiyorum
ağlamak istiyorum
ağlamak..

Mart 1982

Nevzat Çelik

AĞLAMAK  
Ağlamak 
Unutmak kadar kolaydır inan 
Sevin ağlayabiliyorsan 
Sevin ağlayorsan 
Gül ağlayabiliyorum diye 
Gül ağlayorum ağlayorum diye 
Sana bir şey yapamam 
Ağlayamıyorsan.

Özdemir Asaf
( 1923 - 1981 )
AĞLAMAK İÇİN GÖZDEN YAŞ MI AKMALI?   
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı? 
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı? 
Sevmek için güzele mi bakmalı? 
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı? 
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır? 
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı? 




Hırsızlık; para, mal mı çalmaktır? 
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı? 
Solması için gülü dalından mı koparmalı? 
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı? 
Öldürmek için silah, hançer mi olmalı? 
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş kurşun olamaz mı? 

Victor Hugo
( 1802 - 1885  )

AĞLAMAK MESELESİ  
Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
farkına bile varmadan?
Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
ayıpsız,
aşikare,
yağmur misâli?



Neylersin alışkanlık,
için kan ağlarken yüzün güler,
dikilitaş gibi dinelirsin yine.
Yavrum, erişmek ne müşkülmüş meğer,
anneler gibi ağlamanın yiğitliğine?

1947 

 Nâzım Hikmet Ran
( 1902  - 1963 ) 

 AĞLARIM
Ben canandan ayrı düştüm, ağlarım,
Derdimi dökerim esen yellere.
Viran oldu bahçelerim, bağlarım,
Başım alıp gidem elden ellere.



Cahilin elinden kırılır gurur,
Dünyanın sitemi üstüme yürür,
Kime dost dedimse gelir taş vurur,
İnanasım gelmez sahte kullara.



Mahzuni Şerif'im desem sözümü,
Ancak Allah bilir benim özümü,
Bana çok gördüler garip sazımı,
Kızdım veda edeceğim tellere... 
Aşık Mahzuni Şerif
 ( 1939 - 2002 )
AĞLATAN GÜLMEZ
- Olcay Hatun'a -   
Hayat bir yolculuk, insan yolcusu,
Mutluluk kullara, gönül uykusu,
Elde etmek zordur, onu doğrusu,



Kaçarsa elinden, bir daha dönmez,
Unutma bu sözü; "ağlatan, gülmez"



Denmiş ; "rüzgâr eken, fırtına biçer"
Akıl gelir başa, iş işten geçer,
Bilenler kem sözü, demeden seçer,



Çıkarsa dilinden, bir daha dönmez,
Unutma bu sözü ; "ağlatan, gülmez"



Bilmem lâzım deyip, her şeyi sorma,
Kabullen kaderi, kafanı yorma,
Sevdiğini sakın, incitme kırma,



Bıkar ise senden, bir daha dönmez,
Unutma bu sözü; "ağlatan, gülmez"



Ne gerek çok söze, işin özü şu;
Hayatın da vardır, düzü-yokuşu,
Kolay konmaz başa, şans-talih kuşu,



Uçarsa ilinden, bir daha dönmez,
Unutma bu sözü; "ağlatan, gülmez"
Mümtaz Beğen

AĞLATAN MUTLULUK  
Çıksam şimdi güzelliğin gökyüzüne, 
Dolaşsam, 
Görsem bütün tanrısal sevgileri, 
Ölümsüzlüğün sofrasına bağdaş kursam 
Ve anlatsam, 
Anlatsam o ağlatan mutluluğu, 
Bilmem inanır mı bana mavilikler.. 



Suskun bir coşkunun doruklarında, 
Pürköpük ve rüzgârlı 
Bir nehir kahkahasıydı gözyaşı.



Vivaldi böyle dinlenirmiş meğer, 
Mutluluk bile sensiz çekilmezmiş, 
Ben ki yaşamı toprak bilmiştim, 
Nice tohumlar ekmiştim bunca yıl, 
Geç anladım, 
Aşkın tohumu sensiz ekilmezmiş. 



Sessizlik açarken zulüm bahçeleri,
Gözlerinde bir anda dört mevsim, 
Her mevsimin güzelliğinde sen, 
Bunca ayrık ve diken içinden 
Güle çıkmak işte budur desem, 
Bilmem inanır mı bana çiçekler.. 



İçimde sayısız denizlerin şahlandığı 
O günü tarihlesem şimdi, 
Irmak ırmak çizsem zamanın yüzüne, 
Adına sonsuzluk desem, 
Ve her saniyesini o sonsuzluğun, 
An be an şiirleştirmek istesem, 
Bilmem inanır mı bana sözcükler...

Adnan Yücel
( 1953 - 2002  )

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir