AKŞAM ŞİİRLERİ


AKŞAM VAKTİ İLE İLGİLİ YAZILMIŞ SON DERECE GÜZEL ŞİİRLER

AKŞAM  
Siyah, dağınık bir bulut
Karşı sırtın üzerinde
Birden değişti ve yakut
Bir kuş gerindi derinde.



Sihirli aksi çok uzak
Ve kanlı bir maceranın;
Can verdi kanat çırparak
Mavi gölünde akşamın.



Son çığlığıdır şüphesiz
Şimdi camlarda tutuşan,
Biraz sonra tek bir yıldız,
Ülker veya Kervankıran,



Gelip yüzecek yeniden
Tenha Boğaz sularında
Külçelenen, kenetlenen
Işıkların arasında.

Ahmet Hamdi Tanpınar 
( 1901 - 1962 )

AKŞAM  
Akşam, bir dua gibi derin, içli bir akşam
Kalbimi dolduracak ellerimi uzatsam;
Ellerimi uzatsam eriyecek saçlarım,
Demet demet gufranla dolacak avuçlarım.



Yarasalar uçarken alaca karanlıkta
İçimden de taşıyor akşam gibi bir dua
Akşam gibi bir dua, ince, tatlı, yumuşak..



Ah, böyle ölmeliyim akşamla sarmaşarak... 

 Halit Fahri Ozansoy
( 1891 - 1971 )

AKŞAM   
Göze son had tanılan ufka güneş yaklaşıyor;
Şimdi hilkatteki mâna daha berraklaşıyor. 



Başka bir renge bürünmüş su, ağaç, gök, toprak;
Açıyor sırrını her manzara yaprak yaprak.



Bir zaman sonra, erirken son ışık enginde,
Sıklaşan gölgelerin güftesiz âhenginde



Muhteşem bir gece âyini hazırlar boşluk;
Gevşetir varlığı bir geçmiyecek sarhoşluk.



Bu rehâvetle omuzdan yükü kalkar bedenin;
Şaşar insan: o bunalmış yaşayan kimdi demin?



Geçmişin perdesi altında kalır fânilik,
Mâverâdan yayılan sis gibi, rûhânîlik.



Şimdi her sahayı, her kuytuyu doldurmuştur.
Ruh ufuklarda kayıtsız dolaşan bir kuştur:



Toprağın kalsa da binbir tadı ardında, yine
Yol alır yepyeni bir âlemin enginliğine... 

1952 
Necmettin Halil Onan
(  1902 - 1968  )

AKŞAM  
Soyunur akşam giysilerinden ağır ağır,
kendini yaşlı ağaçlar çevresinde tutan,
bakarsın: ülkeler usulca senden ayrılır,
biri gök yolcusudur işte, biriyse batan;



ve bırakırlar seni, hiçbirinin değilsin,
karanlık değilsin öyle bir ev gibi, susan;
değil sonrasızlığa adanmışlığın kesin,
o şeyler gibi, her gece yıldızlaşan, ağan;



ve bırakırlar sana (dile gelmez, karışık)
hayatını: korkulu, devce, olgunlaşarak,
öyle ki, bazan sınırlı bazan kavrıyarak,
taş olur içinde sırasıyla, yıldız artık.

Rainer Maria Rilke
( 1875 - 1926 )

AKŞAM  
Tepede zeytin ağaçları, ak badanalı bahçe duvarı,
kapılar, pencereler, hamam ve taraçalar,
daha aşağıda, arı kovanı mezarlar - hepsi
bir süreklilik ya da bir tekrar gibi sessiz. Ağır ağır
korucu geçti. Omuzunda aylak tüfeği.
Daha kocamamış yüzünde batan gün,
sevimli, dingin, kan kırmızı. Gölgesi
Agamemnon'un ölüsü gibi
uzanıyor ovaya, kocaman.

Yannis Ritsos
 ( 1909 - 1990 )

AKŞAM Akşam, içime düşen korku, pişmanlık, hile.
Varamadığım deniz, suyu çekilen ırmak.
İçimde birikeni nasıl yıkamak, neyle?
Bu akşam hangi suyla, hangi suyla yıkanmak?



Yıkanmak, temizlemek deri içindekini.
Yıkanmak, teneşirde ölü gibi yıkanmak.
Yıkamak arzuları, hırsı, şehveti, kini,
Yepyeni ve tertemiz bir sabaha uyanmak...
Ziya Osman Saba 
( 1910 - 1957 )

AKŞAM ARALIĞINDA ÖZLEM  
Son mavilerin yavaşça
Akşama ölgün seslerle döküldüğü
Zamanları hareledim ince ince
Uzayları ekledim uzaylara
Sonra en güzel bekleyişleri kurdum
Senin adına.



Çoğaldıkça çoğaldı inadına
Özlem garip kuşlar gibi
Dağıldı, saçıldı ortalığa
Denizleri yırta yırta geçti tekneler
Açılıp bilinmedik uzaklara.



Uçaklar vapurlar trenler
Beni almadan gitti
Unutulmuş bir şarkı gibi kalakaldım
Eksik tutkularda boş sevinçlerde
Hep olmadık bir şeyleri düşledim
İkimizin adına.

Afşar Timuçin

AKŞAM DİLEĞİ  
Beyaz bulutlara şöyle uzansam;
Ve ruhum karışsa müphem bir sese.
Eğilse üstüme mehtap bu akşam,
Mışıl mışıl uyu, hep uyu dese..



Uyusam; ve bana görünse annem,
Hain Dalilâ'mı affedebilsem,
Dağılsa gönlümden bu sonsuz elem;
Uyusam nerdeyim bilmeden kimse.



Işıklar içinde periler gülsün,
Müjdeler fıslasın sesi Venüs'ün,
Kutsal alemlerden renkler dökülsün;
Ve uykum bitmese, hiç, hiç bitmese...

Çetin Altan
( 1927  -  2015  ) 

AKŞAM GÜNEŞİ  
Hayatım temsili bir yenilgi gösterisidir
Okulu seven çocuklara bıkkınlık getiren
Yağmurda yalnız kalır, seyircisi yoktur
Onun için yaşamak alelade bir lükstür



Rüzgâra karşı kalem oynatır hayatım
Damla damla büyür beyninde bir gül
Bir şiirdir ve hiç de kötü değildir
Dizeleri birbirini iteleyerek geçer



Sararmış bir devrimci fotoğrafıdır hayatım
Genelevi bulamayan yeniyetmeye benzer
Yalnızlığı yalnızlıktır ve çok sıradandır
Her hafta sonu annesini görmeye gider



Kartpostal görüntüleriyle intihar eder
Donar kalır bir aynada eli yüzü çıplak
Altıncı filo gibi bir şeydir, isyanlar bastırır
Yasaktır elini koynuna sokmak yasaktır



Sonuçta bir hayattır, naftalinler kullanır
Parası çıkmazsa gider sakal bıyık bırakır
Sevgilisi yoktur ve artık sevgisi de yoktur
Radyoda söylenmeyen bir ölüm
buraya sessizce kepenklerini kapatır.

Ahmet Erhan
( 1958 - 2013 )
AKŞAM MİSAFİRİ  
Kan dolu bir göz aktı
“Uludağ” çamlarına;
Gönül, hayretle baktı
Akşam ilhamlarına...



Gölgeler genişledi,
“Yolcusun yarın!”dedi.
Gün, bahtımı işledi
“Yeşil”in camlarına...



Ayrılık görünmüşken
Yar tutmuyor elimden;
Misafirim bugün ben
Bursa akşamlarına...
 

Bursa, 10 Şubat 928

Ömer Bedrettin Uşaklı
 (1904 - 1946)

AKŞAM ŞİİRİ
Birden hatırlarsın, 
O da seni - - birden bazan: 
Nerde, ne yapar şimdi 
Parlar bir özlem anılar arasından. 



Bu akşam ne garip sözcük 
Sanki ilk duydum, yadırgıyorum: 
Akşam. Bilmem bulur muyum 
Yollara baksam? 



Söner yangın birazdan 
Yatışır özlem. 
Bir gün karşılaşırız 
Bir gün, bir yarım akşam.

(Varlık, 838, Temmuz 1977)  

Behçet Necatigil
( 1916 - 1979 ) 

AKŞAM TÜRKÜSÜ  
Kimse öldüremez bu boşunalık duygusunu
Soğan doğra, kıyma koy, ateşi kıs
Ateşi kıs, pirinçler diri kalsın
Salçalı pilavlar, votkalar, kahkahalar.



Ödemez arkadaşsızlığımı
Zor günler yaşadım
Utanmam anmaktan
Çirkindim, yoksuldum, arkadaşsızdım
Kocaman sözler, iri göğüsler, hantallıktı simgem.
Utanmam
Ama akşamları
Bu boşunalık duygusu kapıyı çalmadan
Usulca ilişiverir yanıma
Çocuğu giydir, parklara çık
İşten dönenleri gözle
Köfte güzel olmuş, saçın yakışmış
Orhan ağbi ölmüş... Artık yazmıyor musun?
Kirazlar aldandı
Ben aldanmadım
Ayşeyi büyüttüm
Büyüttüm öfkemi.. Arkadaşsızlığı
Çirkinliği
Hadi saçlarını kes ninniler söyle:
Kızımın da adı Ayşe
Yiğit atılır ateşe
Bu ışık böyle büyüsün
İş düşmez bir gün güneşe
Hadi çamaşırları yıka, ölülere ağla
Ninni söyle:
Kızımın da adı Bengi
Dünyaya saldığım türkü
Sular aktıkça durulur
Bozuk yapılar yıkılır
Çürür sarı yaprak gibi



Hadi kendini yen hadi kendini.

Sennur Sezer
( 1943 - 2015 )

AKŞAM YILDIZI  
Yaz ortasındaydı
Ve geceyarısı,
Ve yıldızlar yörüngelerinde
Ölgün ölgün pırıldarken,
Daha parlak ışığında
Kendisi göklerde
Köle gezegenlerin arasında,
Işığı dalgalarda olan soğuk ayın.
Soğuk tebessümüne dikmiştim gözlerimi
Fazlasıyla - fazlasıyla soğuktu benim için
Derken kaçak bir bulut,
Geçti örtü niyetine,
Ve ben sana döndüm,
Mağrur akşam yıldızı.
Senin ışığın daha değerlidir benim için.
Çünkü yüreğime mutluluk verir
Göklerdeki gururun geceleri,
Ve daha çok beğenirim
O alçaktaki daha soğuk ışıktan
Senin uzaktaki ateşini.

Edgar Allan Poe
( 1809 - 1849 ) 

AKŞAMIN AHENGİ
  
İşte her çiçeğin sakında ürperdiği çağlar
Her çiçeğin bir buhurdan gibi uçtuğu lahza!
Sesler ve kokular dönüyor akşam havasında,
Hazin bir vals, bir baş dönmesidir bu rüzgar.
 


Her çiçeğin bir buhurdan gibi uçtuğu lahza!
Keman sesinde üzgün bir kalbin titreyişi var;
Hazin bir vals, bir baş dönmesidir bu rüzgar.
Bir büyük mabet gibi melûl ve güzeldir semâ.
 


Keman sesinde üzgün bir kalbin titreyişi var
Nefret o kalpten bu geniş ve karanlık boşluğa.
Bir büyük mâbet gibi melûl ve güzeldir semâ;
Pıhtılaşan kanında güneştir boğuldu tekrar.
 


Nefret o kalpten bu geniş ve karanlık boşluğa
Bir kalp ki aydınlık maziden ne bulursa toplar
Pıhtılaşan kanında güneştir bozuldu tekrar.
O mukaddes nurdur içime senden bir hatıra!

Charles Baudelaire
(1821-1867)
AKŞAMIN SONUNDA  
Akşamın sonundayım karanlığı aşan yolda
Yitirmesin istiyorum değerlerini insanoğlu
Dinmeyen öfkenin rüzgârı, yatıştıramadığın korku
Bedenini öldürene kadar
Bir deniz gibi kendi suyunda boğulmuş
Çok uzaklara sürükleniyorsun, sen insansın
İnsansın sen, doğumu ve ölümü gördün
Ellerinle kazıdın alınyazını, kattın ışığını taşın
Yüreğindeki sevgiye sevecenliğe
Çağırdın nesneleri.



Yaşam gösterir doğru yolu
Geceyi tüketir gündüz,
Pancurlar vurur zamanın duvarlarına
Kanın besledi yeryüzünü, araştırdı bakışın
Korkuyu ve uysal ölümü
Düşün yüreğindeki aydınlığı veren gücü
İnsansın sen, emeğini düşün
Aşılmış taraçalarda, fabrikalarda, yolda
Düşü gerçek kılan, yapıyı,
Çelik bir dünya açan aynı gökyüzü altında
Uzayan yazılarda tohumu dönüştüren ürüne
Sevinçte yenen acıyı.

 Sabri Altınel
(1925 - 1985)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir